Lucretius

Lukretius, MÖ 95 – MÖ 55 yılları arasında yaşamış Romalı şair ve filozof. Eksik kalan yazılarını ölümünden bir süre sonra Cicero sona erdirmiş, derleyip düzenlemişti. Michel de Montaigne adlı yazarın denemelerinde de, bu ünlü şairin sözlerine rastlanabilir tam adı TITUS LUCRETUS CARUS (İÖ 1. yy).

(, 1974) adlı uzun şiiri ile tanınan Latin şair ve filozof. ’un doğaya ilişkin görüşlerinin günümüze ulaşmış en kapsamlı açıklaması olan yapıtı, Eski Yunan filozofunun etik ve mantık öğretisi hakkında da ipuçları verir.Yapıt, hem Lucretius’un ustası saydığı ’un en önemli yapıtı Peri physeos’ tan (Doğa Üzerine), hem de hayranlık duyduğu şair ve filozof Empedokles’ten izler taşır.

Lucretius savını, her biri çok süslü bir giriş bölümüyle başlayan altı ayrı kitapta ele alır. I. ve II. kitaplarda atom evreninin temel ilkeleri saptanır. , gibi Sokrates öncesi filozofların evren konusundaki kuramları çürütülür ve Epiküros’a rakip olan stoacılara üstü örtülü biçimde saldırılır. Ruhun atomlardan oluşmuş yapısını ve ölümlülüğünü ortaya koyan III. Kitap, “” temasını işleyen bir konuşmayla son bulur. IV. Kitap’ta duyu algısı, düşünce ve bazı bedensel işlevlerin nasıl gerçekleştiği anlatılır, cinsel tutkular lanetlenir. V. Kitap, bu dünya ile gök cisimlerinin yaratılışı ve işleyişini, ayrıca yaşamın ve insan toplumlarının evrimini konu alır. VI. Kitap’ta yeryüzü ile gökyüzünün olağanüstü olayları, özellikle de gökgürültüsü ve şimşek açıklanır. Şiir, Atina’yı saran vebanın anlatıldığı bir bölümle son bulur. Bu bölüme egemen olan kasvetli ölüm havası, baharı ve doğumu betimleyerek Venüs’e yakarıda bulunan giriş bölümüyle karşıtlık oluşturur. Şiirin savı ise ana çizgileriyle şöyledir;

  1. Hiçbir şey ne yoktan var, ne de vardan yok edilebilir. Evren, sonsuz bir boşluktan ve bölünmesi olanaksız, sayısız madde parçacığından (atomlardan) oluşur; ama parçacıkların türleri sayılıdır. Yalnızca biçim, büyüklük ve ağırlık bakımından birbirinden ayrılan atomlar, nüfuz edilemeyecek kadar katı, değişmez ve sonsuza değin kalıcıdır; bunlar fiziksel bölünmenin sınırıdırlar ve birbirinden ayrılmayan daha küçük parçalar ya da birimlerden oluşurlar. Büyük atomlarda daha çok sayıda parçacık vardır; ama büyük atomlar bile aslında çok küçüktür. Arada sırada çok küçük ölçüde de olsa yollarından sapmasalardı, tüm atomlar sonsuz boşluk içinde sonsuza değin aşağı doğru hareket edecek ve hiçbir zaman birbirleriyle çarpışmayacakları için de atom sistemlerini oluşturamayacaklardı. Önceden belirlenmemiş olan bu. sapmalar, sayısız dünyanın yaratılmasını olanaklı kılmış, nedensellik zincirini kesintiye uğratarak özgür iradeye olanak sağlamıştır. Son çözümlemede tüm nesneler, az çok biçimlerine göre bir araya gelen ve birbirlerinden büyük ya da küçük boşluklarla ayrılan hareketli atom sistemleridir. Tanrılar dışında tüm sistemler bölünebilir, dolayısıyla da yıkılabilir ve tüm değişimler, değişmez atomların eklenmesi, çıkarılması ya da yeniden düzenlenmesi ile açıklanabilir.
  2. Ruh, son derece küçük atomlardan yapılmıştır ve birbirine bağlı iki parçadan oluşur Anima, duyuların nedenidir ve tüm bedene yayılmıştır; bilincin merkezi olan animus ise göğüste yer alır. Ruh bedenle doğar, onunla birlikte büyür ve ölümde “duman” gibi dağılıp gider.
  3. Tanrılar vardır, ama dünyayı ne yaratmışlardır, ne de yönlendirebilirler. Son derece küçük atomlardan oluşmuş sistemler olarak insanlardan uzakta, onların yaptıklarıyla ilgilenmeden yaşar, insanlara eksiksiz mutlulukla dolu, yani zihinsel bozukluk, duygusal sorunlar ve bedensel acının bulunmadığı ideal yaşamın örneğini sunarlar.
  4. İnsanlar duyu algılarıyla bilir ve belirli kurallara göre us yoluyla sav oluştururlar. Duyular yanılmaz olsa da, us yanlış çıkarsamalar yapabilir. Nesneler görülebilir, çünkü yüzeylerinden çevreye yayılan ince zarlar,. tıpkı kokuların burna çarptığı gibi, göze çarpar. Tek tek atomlar, ilke olarak algılanamaz, çünkü çevreye yaydıkları parçaları yoktur. Duyular, nesnelerin özelliklerini ve kusurlarını algılar, us ise, atomları ve nesnelerin algılanabilen hareketlerini açıklamak için var olan boşluğu
  5. İnsanlar, doğal olarak haz arar ve acıdan kaçarlar. Yaşamlarında en çok haz ve en az acıya dayalı bir denge sağlamayı amaçlamalıdırlar. Bunu da ancak, ölüme ve tanrılara karşı duydukları korkuyu felsefe yoluyla yenerek başarabilirler
Parasızlıktan pantolonunu rehin verdiği için bütün gününü yatakta geçirdiği iddia edilen Fransız Romancı

 

Lucretius’un önündeki başlıca sorun, Latincenin henüz bir felsefi terim dağarcığına sahip olmadığı dönemlerde, Epikuros’un kuru ve soyut Yunanca düzyazı metnini, altılı ölçüyle yazılmış Latince dizelere dönüştürmekti. Bunu, gündelik dildeki sözcükleri teknik anlamlarda kullanarak başardı. .Şiirsel söyleyiş ve üslup konusunda, kendinden önceki Latin şairlerini, özellikle de Roma şiirinin babası sayılan ’u örnek aldı. Altılı ölçüyle yazılmış dizeleri, nitelik açısından, Latinceye ölçüyü getiren Ennius ile onu yetkinleştiren arasında yer alır. Lucretius, ’u da önemli ölçüde etkilemiştir.

Cahil ve mutsuz insanlıktan derin bir sevecenlikle söz eden Lucretius, ahlaki bir yükümlülükle Epikuros’a duyduğu minnettarlığı da dile getirir. Ölümden sonraki sonsuz ceza tehditleriyle insanlara dinsel korkular aşılayan kâhinlerden, gök gürültüsü ile şimşeklerden geleceği okuyan Etrüsk falcılarından ve sahte filozoflardan (ilahi takdire inanan stoacılar ya da ruhun ölümsüzlüğüne ve ruh göçüne inanan ile Pythagorasçılar) nefret eder. Şiirinde religio (din) ilk kez, ürküntü verici kafasını göklerden uzatan bir canavar biçiminde ortaya çıkar. Bu görüntüden yılmayan Epikuros ise dünyanın alevler içindeki surlarını aşarak sonsuz evren boyunca ilerleyip doğanın kalesine girmiş, neyin olup neyin olamayacağına, gerçek olanla olmayana ilişkin bilgileri elde ederek geri dönmüştür.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language