Macar Edebiyatı 48

Macar Edebiyatı

, Macarca yazılmış edebi­yat yapıtlarının tümü. Macaristan’da gelişen yazılı edebiyatın ilk örnekleri, 11. yüzyıldan kalma Latince dinsel metinlerdir. Macar edebiyatının ilk örneklerinin çoğu da Latin­ceden yapılmış çevirilerdir.

Başlangıç, Rönesans ve Reform dönemleri

Macarcanın ilk yazılı belgeleri, ortaçağdan kalma Latince din ve hukuk metinlerinin içinde yer alan sözcüklerdi. Macarca yazıl­mış en eski metin ise yaklaşık 1200’den kalma bir cenaze konuşması olan Halotti beszed’di. 13. ve 14. yüzyıllarda Latinceden birçok çeviri yapılmışsa da bunlardan yal­nızca, aslı ’e ait olan Omagyar Maria-siralom (y. 1300; Meryem Ana’nın Eski Macarca Ağıtı) günümüze ulaştı. Kitabı Mukaddes’ten ilk Macarca çeviriler 15. yüzyılda yapıldı ve Macarcanın temel sözcük dağarcığının oluşmasında önemli rol oynadı. Gaspar Karolyi’nin Kita­bı Mukaddes çevirisi (1590), ulusal dilin gelişmesinde önemli bir dönüm noktasıydı.

16. yüzyılda Rönesans, Macar edebiyatını da etkiledi. Erasmus’un izinden giden , ve gibi yazarlar, bazı dinsel ve dindışı klasikleri Macarcaya kazandırdılar. Yerel dili klasik şiir kalıplarına uyarlamaya çalı­şan Sylvester, Macarca ilk dil bilgisi kitabı­nın da yazarıydı. 16. yüzyılın ikinci yarısın­da Reform hareketi Macaristan’ı da etkisi altina aldı. Ülkenin ilk önemli Protestan yazan Peter Bornemisza, Ördögi Kisertetek­röl (1578; Şeytanın Kışkırtmaları) adlı yapı­tında, döneminin ahlaki ve cinsel sorunları­nı ele aldı. Macar tiyatrosu da bu dönemde ortaya çıktı. Bornemisza’nın Tragoedia magyar nyelven’i (1558; Macarca Trajedi), Sophokies’in Elektra’sının humanist bır uyarlamasıydı. Reform döneminin bir başka ilginç tiyatro yapıtı, yazarı bilinmeyen Co­moedia Balassi Menyhart arultatasarol (1569; Menyhıirt Balassi’nin İhaneti Üzeri­ne Komedi) adlı yergiydi. Bu dönem şiirin­de en önemli ad, aşk ve ulusal kahramanlık temalarını kaynaştırdığı şiirleriyle bir erken romantik olarak nitelendirilebilecek Balint Balassi ‘ydi.

17. ve 18. yüzyıllar

17. yüzyılda Macar edebiyatı iki koldan gelişti. Protestanlığın sürdüğü Transilvanya’da yazar ve düşünrü Janos Apaczai Csere, 1653’te yayımladığı Macarca ansiklopediyle teknik dilin gelişi­mini hızlandırdı. Macaristan’ın Habsburg yönetimi altındaki batı bölgelerinde ise Katolikliğe dönüş başladı; bölge kültürel olarak da İtalyan ve Alman barok üslupla­rının etkisi altındaydı. Düzyazıda, Cizvit tarikatına bağlı Kardinal Peter Pazmany’nin yapıtları, sert ve berrak anlatımlarıyla dik­kati çekti. Şiirde ise yüzyılın en önemli şairi ’ydi. Zrinyi, büyük destanı Szigeti Veszedelem’de (1645-46; Zigetvar Dehşeti) Osmanlıların 1566’daki Zigetvar Kuşatması’nı anlatırken, hem Rönesans’a özgü, hem de barok öğelerden yararlandı.

18. yüzyılın ilk 70 yılı, Macar kültürü için bir gerileme dönemiydi. Düzyazıda daha çok anı ve mektup türünden yapıtlar verildı; bunların en önemlileri, Transilvanyalı komutan Miklos Bethlen’in otobiyografisi, 1703-11 arasında Habsburglara karşı giri­şilen ayaklanmanın önderi, Osmanlı top­raklarında sürgünde yaşayan Transilvanya
prensi Ferenc Rakoczi’nin anı ve itirafları, Rakoczi’nin yakın dostu Kelemen Mikes’in 1717-58 arasında yazdığı Törökorszagi leve­lek’ti (Türkiye’den Mektuplar). Şiirde de önemli bir çıkış görülmedi. Habsburg yöne­timine karşı savaşan Macar partizanları Kurucların serüvenlerini anlatan lirik şiir­ler, bu dönem Macar şairlerini önemli ölçüde etkiledi. Lazslo Amade’nin şiirleri ise, dönemin rokoko beğenisini yansıtıyor­du. Edebiyat tarihi alanında ise David Czvittinger ve Peter Bod’un Macar yazarlarla ilgili yaşam öyküsü ve incelemeleri vardır.

Aydınlanma çağı

Macar Aydınlanması György Bessenyei’nin 1772’de Alexander Pope’un An Essay on Manini (İnsan Üzeri­ne Bir Deneme) Macarcaya çevirmesiyle başladı. Bessenyei, Voltaire,’in etkisiyle yazdığı Agis ıragediaja (1772; Agis’in Trajedisi) ve ilk Macar romanı sayılan Tarimenes utazasa (1802-04; Tarimenes’in Yolculuğu) adlı yapıtlarıyla ilerlemenin karşısında olan her şeye karşı çıkarak dönemin edebiyatçı­ları üzerinde etkili oldu. Bu dönemde, roman ve anlatı alanında, Jozsef Gvadıinyi ve Andras Dugonics gibi yazarlar daha hafif yapıtlarıyla oldukça geniş bir okur kitlesine ulaştılar. Düzyazıda özgün yapıtların pek görülmemesine karşılık, bu dönem Macar şiirinin atılım dönemlerinden biriydi. Bene­dik Virag ve Daniel Berzsenyi gibi şairler, klasik biçimleri yeni bir ruhla işlediler. Balint Balassi’den sonra Macaristan’ın ilk önemli lirik şairi ise, ulusal şiir geleneğine bağlı kalan Mihaly Csokonai Vitez’di. Vi­tez, kısa ve zarif aşk şiirlerinin yanı sıra Rousseau’nun etkisini yansıtan uzun felsefi şiirler de yazdı. Bu dönemin öteki önemli şairleri, mutsuz aşk temasını biçimsel yeni­liklerle işleyen Sandor Kisfaludy ile 1794’teki Martinovics ayaklanması sırasında radikal görüşlerinden ötürü hapse atılan Janos Batsanyi’ydi. Aynı nedenler yüzün­den hapis yatan Ferenc Kazinczy ise sıradan bir şair olmakla birlikte, Macar dilinin yenileşmesi için gösterdiği çabayla dönemin edebi önderlerinden biri sayılır.

Romantizm

Kazinczy’nin ölümünden son­ra, Macar edebiyat dünyasının önderliğini 1822’de Aurora dergisini çıkaran üstlendi. Kisfaludy, Macaristan da romantizmin ilk temsilcisi olmanın yanı sıra, yapıtları geniş kesimlere seslenebilen ilk oyun yazarıydı. Romantik tiyatronun bir başka adı da, bireysel ve toplumsal çatışma­ları bir potada eritebilmesiyle dikkat çeken, Macar tiyatrosunun en önemli trajedilerin­den ’ın (1821) yazarı Jozsef Katona’ydı. Macar ulusal marşının yazarı ise, aynı zamanda dönemin önde gelen eleştirmenlerindendi. Kisfaludy’nin ölümünden sonra edebiyat yaşamı, her alanda güçlü yapıtlar veren Mihaly Vörös­marty’nin çevresinde örgütlendi. Vörös­marty’nin en başarılı yapıtı, Zalan futasa (1825; Zalan’ın Kaçışı) adlı uzun epik şiirdi.

1840’larda romantizm ilk hızını yitirdi. Macar edebiyatında, toplumsal yaşamın karmaşıklığının hakkını daha iyi verebilen gerçekçi eğilimler egemen olmaya başladı. Bu geçiş döneminde iki büyük şair ortaya çıktı: Sandor Petöfi ve Janos Arany. “Tek gerçek şiir, popüler şiirdir” görüşünü savu­nan Petöfi, şiirin malzemesini zenginleşti­rirken, halk kaynaklarından ve gündelik dilden yararlandı. Eski kalıpları dönüştüre­rek yeni biçimler yarattı. Yurtseverlik temasını işleyen şiirleriyle 1848 Devrimi’nin esin kaynaklarından biri oldu. Janos Arany de Petöfi gibi halk şiirinin değerini kabul etti; ama Arany’nin tarihsel konulan izleyen uzun şiirleri, daha karamsar bir ruh halini yansıtıyor, daha karmaşık bir insan portresi çiziyordu.

Macar edebiyatında roman türü oldukça geç gelişti. Miklos Josika, Walter Scott’ın etkisini taşıyan tarihsel romanlar yazdı. Jozsef Eötvös A falu jegyzöje (1845; Köy Noteti) ve Magyarorszag 1514-ben, (1847; 1514’te Macaristan) adlı romanlarında feo­dal Macaristan’daki toplumsal çatışmaları konu aldı. Bu iki roman, gerek bireyleri gerekse tarihsel dönemleri canlandırmadaki başarılarıyla, Macar romanının gelişiminde bir dönüm noktasını temsil eder.

1860-larda Macaristan’da siyasal ve top­lumsal devrim bastırılmış, ülke görece hızlı bir ekonomik gelişme dönemine girmişti. Bu ortam, edebiyatta karamsar, ironik eği­limlerin güçlenmesine yol açtı. Laszlo Arany, ironik bir üslupla yazdığı manzum romanı A delibakok höse’de (1873; Serapların Kahramanı) bu düş kırıklığını dile getirdi. Janos Vajda da şiirlerinde, Petöfi’nin ro­mantik halkçılığıyla yüzyıl sonu dekadansı arasında bir köprü oluşturdu. Zsigmond
Kemeny A rajongok (1858-59; Fanatikler) ve Zord idö (1862; Acımasız Zamanlar) gibi romanlarında eylemden çok ruhsal çözüm­lemelere ağırlık verdi. Bu, kamusal yaşamın daralmasının ve bireyin iç dünyasının değer kazanmasının ifadesiydi. Buna karşılık Mor Jokai ve Kalman Mikszath’ın romanları neşeli alaycılıklarıyla daha geniş bir kesime seslenebildi. 20. yüzyılın hemen başında yazan Geza Gardonyi’nin romanları da uzun süre ilgiyle okundu.

20. Yüzyıl

Yüzyılın başında Macaristan’da edebi yaşam, daha önce pek görülmemiş bir canlılık kazandı. Döneme damgasını vuran kişi, simgeci şair Endre Ady’ydi. Ady, radikal siyasal görüşleriyle Fransız ve Al­man simgecilerinden ayrılıyordu; Mallarme ve Rilke gibi şairlerden etkilenmiş olmakla birlikte, dış dünyaya daha açık bir yazardı. Ady’nin çevresindeki edebiyatçılar, 1908’de yayımlanmaya başlayan Nyugat dergisinde toplandılar. Dergi, I. Dünya Savaşı’na de­ğin Macar edebiyatına yön verecek ve Avrupa’nın en canlı yayınlarından biri ola­caktı. Dergiye katkıda bulunanlar arasında, daha çok çevirileri ve kültür yazılarıyla öne çıkan şair Mihaly Babits, izlenimci şiir ve romanlarıyla Dezsö Kosztolanyi, ezilmişle­rin duygµlarını izlenimci bir teknikle dile getiren Arpad Toth ve Gyula Juhasz gibi şairler vardı. Zsigmond Moriczs’in öyküleri, taşra yaşamını konu alıyordu. Gene Nyugat yazarlarından Margit Kaffka, ülkenin ilk önemli kadın yazarıydı. Gyula Krudy, bilinç akışı tekniğini kullandığı anlatılarında nos­taljik bir düş ülkesi yaratıyordu. Nyugat’ın Macar kültürüne kazandırdığı en önemli yazarlardan biri de, sonradan Marksizmi benimseyerek 1919 devriminde önemli bir rol oynayan eleştirmen György Lukacs’tı. Bu dönenme, Nyugat’ın dışındaki önemli yazarlar arasında, toplumsal komedileriyle önem kazanan Ferenc Molnar sayılabilir.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Nyugat çevre­sinin dışında iki önemli edebiyatçı ortaya çıktı: Lajos Kassıik ve Dezsö Szabo. Maca­ristan’ın ilk yenilikçi şairlerinden Kassak, otobiyografisinde 20. yüzyıl başında Macar işçi sınıfının yaşam koşullarını anlattı. Dez­sö Szabo ise dışavurumcu romanı Az elso­dort falu’da (1919; Yok Edilen Köy) savaşa karşı çıkarken kırsal yaşama duyduğu özle­mi dile getirdi.

 

Hiciv olarak da bilinen, toplumsal ya da bireysel kusurları, yetersizlikleri, boş­ inançları ve adaletsizlikleri dolaylı yollar­dan, çoğu zaman da gülünçleştirerek eleşti­ren çeşitli sanat biçimlerine verilen ad

 

İki dünya savaşı arasındaki dönemde de edebi yaşam canlılığını korudu. Nyugat’ın etkisi azalırken iki yeni dergi, popülist Vıilazs ile solcu Szep Szo önem kazandı.  1920’lerin önde gelen şairi, ince gözlemleri ve teknik ustalığıyla dikkat çeken Lörinc Szabo’ydu. 1930’lardaki şiirin en önemli adı, akılcı düşünceyle ruhsal ve bilinçdışı yaşantı arasındaki gerilimi dile getiren, sosyalist şiirin de en büyük temsilcilerinden Attila Jozsef’ti. Dönemin öteki şairlerinden Gyulla Illyes’in şiirleri ise köylü duyarlığın­dan besleniyordu.  Bir Nazi toplama kam­pında ölen Miklos Radnoti de trajik duyar­lığını, ömrünün son aylarında kampta yazdı­ğı dengeli, dingin şiirlerinde dile getirdi.

Bu dönemde roman, egemen edebiyat türü olarak şiirin yerini almaya başladı. Burjuvazinin yaşamını anlatan yapıtlarıyla Sandor Marai ve Lajos Zilahy, bireyin toplumla çatışmasını ve toplumsal adaletsiz­liği konu alan Jano Kodolanyi, Laszlo Nemeth ve Zsigmond Remenyik, dönemin önde gelen romancılarıydı. Deneme ve eleştiri alanında ise, Laszlo Nemeth ‘in A minöseg forradalma (1940; Nitelik Devrimi) adlı yapıtıyla, her ikisi de 1945’te çalışma kamplarında ölen Antal Szerb ve Gabor Halasz’ın yazıları önemlidir.

1945’ten sonra yeni rejimin toplumcu gerçekçilik politikası, birçok yazarın yaz­maktan vazgeçmesine yol açtı. Sosyalist olduğu halde çizgi dışı görüşlerinden ötürü rejime ters düşen yazarlardan biri romancı Tibor Dery’di. 1956 ayaklanmasından sonra birçok yazar tutuklandı. Ama 1960’lardan sonra devletin sanat üzerindeki denetimi gitgide gevşedi. Bu dönemin Geza Ottlik, Miklos Meszöly ve lstvan Orkeny gibi yazarları, anlatılarında deneysel teknikler­den yararlandılar.

Şiir alanındaki en önemli adlar, Katolik bir varoluşçu olan ile ’ti. Dönemin öteki önemli şairleri arasında Laszlo Kal­noky, Istvan Yas, Ferenc Juhasz ve Laszlo Nagy sayılabilir.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language