Medrese 48

Medrese

, İslam ülkelerinğe dinsel bilgilerin verildiği eğitim kurumu. Öğretim konusuna (, darülkurra, vb), öğretim aşamalarına (hariç, dahil vb), kurucularının adlarına (Nizamiye, , Lalaiye, Süleymaniye vb) göre çeşitli tanımlama ve adlarla anılırdı.

Medrese Tarihi

11. yüzyıla değin İslam ülkelerinde eğitim cami ve mescitlerde yapılıyordu. Din ağırlıklı bu eğitimin temelini, Kuran, hadis, tefsir öğretimi oluşturuyordu. İslam devletle­rinin gelişme sürecinde temel bilimlerin de önemsenmeye başlaması, eğitim kurumların­da değişikliklere yol açtı ve Nişabur, Bağdat gibi büyük merkezlerde denen ku­rumlar açıldı. Fıkıh ile ilgilenen bilginle­rin çoğalması da medreselere duyulan gerek­sinimi artırdı. Kuşeyri ve Beyhaki med­reselerinin başarılı olmasından sonra Büyük Selçuklu sultanı Nişabur’da ilk resmi medreseyi açtırdı. Vezir Nizamülmülk de medreselerin statü­sünü belirlediği gibi, 1067’den başlayarak Nişabur, Bağdat vb başka merkezlerde nizamiye medreseleri denen ve belirli prog­ramları uygulayan örgün medreselerin açılmasına öncülük etti. Kısa zamanda Musul, Basra, Belh, Herat, Isfahan, Merv, Amul, Rey ve Tus ile Endülüs’teki kentlerde de medreseler açıldı. 12. ve 13. yüzyıllarda Ortadoğu medreseleri özellikle temel bilim­lerin gelişmesine büyük katkıda bulundu. Anadolu Selçukluları, Eyyubiler, Memluk­ler, aynı dönemlerdeki emirlikler ve beylikler medrese geleneğini daha da geliştirdiler. Medreseler 14. ve 15. yüzyıllarda Mısır’da ve Kuzey Afrika’da da yaygınlaştı.

Medreseler program açısından en çok Anadolu’da gelişti. Burada ilk büyük med­reseleri Mengücekoğulları, Artuklular, Da­nişmendliler ve Saltuklular açtı. Anadolu Selçuklu sultanları kendi adlarına olduğu kadar eşlerinin adına da, çoğu tıp alanın­da etkinlik gösteren büyük medreseler kur­dular; bu kurumların düzenli hizmet vere­bilmesi için de zengin vakıflar oluşturdular.

Osmanlı Medreseleri

İlk Osmanlı medresesi Orhan (Gazi) Bey tarafından 1331’de İznik’te kuruldu. I.  Mu­rad ve I. Bayezid Bursa ve Edirne’de, I. Mehmed Bursa’da (Yeşil Medrese), II. Murad da Bursa’da (Muradiye Medresçsi) ve Edirne’de (Darülhadis) medreseler yap­tırdılar. Sultanların kurdurduğu bu tür med­reselere “sultani” denirdi. II. Mehmed’in (Fatih) 1470’te İstanbul’da açtırdığı sahn-ı seman medreseleri bu alanda önemli bir aşama oluşturdu. II. Bayezid’in, adını taşı­yan caminin yanındaki medresesi, İstanbul’ da ikinci büyük öğretim kurumu oldu.

I. Süleyman (Kanuni) 1556’da Süleymaniye medreselerini hizmete açtı. Bunların yanın­da devlet adamlarının, bilginlerin yaptırdığı ve “hususi” diye anılan medreseler de özel öğretim verirdi. Bunların başlıcaları Molla Gürani, Gazanfer Ağa, Murad Molla med­reseleriydi. 1757’de açılan Nuruosmaniye Medresesi sultani medreselerin sonuncusu oldu. 18. yüzyılda İstanbul’daki 178 medre­sede toplam 2.300 oda, 63 dershane, 17 kütüphane vardı. Büyük kentlerde ve bir­çok kasabada da medreseler bulunuyordu.

Medreseler Osmanlılarda ilmiye denen, şeriat ve fıkıhla uğraşan bilginler sınıfının tek kaynağıydı. 16. yüzyılın ikinci yansında yönetsel, mali ve askeri kurumlar gibi ilmiye örgütü ve medreseler de bozulmaya başladı. İlmiyenin giderek bir aile mesleği haline gelmesi, ulema çocuklarına doğar doğmaz ilmiye rütbeleri verilmesi, rüşvet ve kayırma bu bozulmada önemli rol oynadı. Medrese bitirmelerine karşın iş bulamayan suhteler sık sık ayaklanarak Anadolu’da etkili oldular. Suhte ayaklanmaları zaman zaman şiddetlenerek Celali Ayaklanmala­rı ile birlikte 17. yüzyıla değin sürdü.

Medreselerin ıslahı için 1577’den başlayarak bir dizi ferman yayımlandı ve layiha hazır­landı; ama olumlu bir sonuç alınamadı. II. Meşrutiyet döneminde bütün medreselerin yenilenmesi gündeme geldi. 1914’te Islah-ı Medaris Nizamnamesi ile medreseler yeni­den düzenlendi ve örnek olarak da İstan­bul’ da Darü’I-Hilafeti’I-Aliyye Medresesi açıldı. Cumhuriyet’ten sonra 1924’te ’nun kabul edilmesiy­le de bütün medreseler kapatıldı.

Medreselerde eğitim

Medreselerde öğre­tim başlıca dört dalda yürütülürdü. Din ve hukuk (kıraat, tefsir, hadis, fıkıh ve kelam), dil ve edebiyat (Arap ve Fars dilleri, nahiv, sarf, hitabet, şiir, cerh ve tadil, tarih-i edeb), felsefe (felsefe ve mantık), temel bilimler (tıp, cerrahi, riyaziye, hesap, hen­dese, müsellesat, hey’et, tabiiyat). Arada tartışmaya yer verildiği olursa da öğretim çoğunlukla ezbere dayanırdı. Belli bir öğre­tim süresi yoktu. Yıl bitirme yerine, kitap bitirme uygulanırdı. Bu nedenle her öğrenci (öğrenimini farklı sürelerde tamamlardı. Öğrenciler sınıflara da ayrılmaz, aynı toplu­luk içinde herkes kendi dersini okur, müderris ve muidler de onlara yol gösterirdi. Öğrenciler medrese vakıflarından gündelik ya da aylık alır, medreselerin hücre denen odalarında barınır, yemeklerini imaretten yerlerdi.

Kanunnamelerle Osmanlı medreseleri bir­kaç aşamaya ayrılmıştı. Haşiye-i tecrid ve miftah medreselerinde okuma ve yazma öğretilir, hadis, fıkıh, kelam ve tefsir konu­sunda ön bilgiler verilirdi. Telvih medrese­lerinde bazı konular biraz daha derinliğine işlenir, iki basamaklı (iptida ve hareket) hariç medreselerinde Buhari şerhi, tefsir, hadis ve fıkıh sorunları ele alınırdı.  Sonra sırasıyla, gene iptida ve hareket basamakla­rına ayrılan ve yüksek düzeyde din bilimle­rine geçişin başladığı dahil medreseleri, yükseköğretim için temel bilgilerin verildiği , matematik, astronomi, din bilimleri, ileri düzeyde tıp öğretilen ve din bilimleri öğreni­minde en yüksek aşamayı oluşturan darül­hadisler gelirdi. Salın düzeyindeki medrese­lere girmek isteyenlerin aşağı sınıflarda en az üç yıl okumuş ve temessük (başarı belgesi) almış olmaları gerekirdi.

Büyük medreselerin yanındaki darülhadis ve da­rülkurra lar gerçek anlamda yükseköğrenim veren uzmanlık bölümleriydi. Darüşşifa ve darüttıp da insan ve toplum sağlığına ilişkin konuların okutulduğu önemli eğitim kurumlarıydı. Medreselerin aşamaları, bura­larda ders veren müderrisler için de rütbe kabul edilmişti. Buna göre müderrisler 20-25 akçe gündelikli aşağı medrese müder­risliklerinden başlayıp 100 akçe gündelikli darülhadis müderrisliğine kadar yükselirdi. Medrese öğrencileri de öğrenim basamakla­rına göre sırasıyla , şakird, suhte (softa), danişmend, gibi adlar alırdı. Sahn öğrenimini tamamlayanlar icazet­name alarak mülazim (aday) olur, bir sıralamaya göre müderrislik ve kadılıklara atanırdı.

Osmanlı medreselerinin ders programında yer alan ve dersiye denen üç grup ders büyük camilerde okutulurdu: Cüziyat (he­sap, hendese, hikmet), ulum-i aliye (kelam, belagat, meani, bedii, beyan, mantık, sarf ve nahiv) ve ulum-i aliye (tefsir, hadis, fıkıh). Medreselerde ders kitapları genellik­le Arapçaydı.

Medrese mimarisi

Gaznelilerin 11. yüzyıl­da yaptırdığı ilk medreselerden günümüze hiçbir iz kalmadığı için, görünümleri de bilinmez. Bunları izleyen Büyük Selçuklu medreselerinin dikdörtgen bir avlunun çev­resinde, birbirine dik iki simetri ekseninin üzerine gelen dört eyvanlı plan şemasına göre düzenlendiği sanılmaktadır. 12. yüzyıl­da Zengiler Irak ve Suriye’de gösterişsiz, ama işlevsel, avlulu medreseler yaptılar. Eyyubiler döneminde Kahire’de yapıldığı kaynaklarda belirtilen, günümüze ulaşma­mış medreselerin de avlulu ve iki ya da dört eyvanlı yapılar olduğu bilinir. Kuzey Afri­ka’da 12. ve 13. yüzyıllarda yapılan medre­selerin de çevresi revaklarla çevrili, eyvanlı avlulu yapılar olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir.

Medrese eğitim programının olduğu gibi, mimarisinin de en büyük gelişmeyi göster­diği yer Anadolu’dur. 12. yüzyılın ortaların­dan sonra bu topraklarda çoğalmaya başla­yan medreseler, genelde Büyük Selçuklu medreselerinin dört eyvanlı plan şemasını izlemiş, buna yerel malzeme ve gelenekler­den gelen etkiler de eklenmiştir. Ama bu şemadan aynlan tek, iki ya da üç eyvanlı medreseler de yapılmıştır. 12-14. yüzyıllar­daki Anadolu medreselerinin en önemli öğelerinden biri taçkapıdır. Hemen her zaman ön cephenin ortasına getirilen taçka­pı, yapıdan ileriye ve yukarıya taşan bir niş halinde düzenlenmiş, çevresi çok zengin taş oyma ve kabartma işçiliğiyle bezenmiştir. Erzurum ve Sivas Çifte Minareli medresele­ri gibi taçkapısının üstündeki bir çift mina­reyle düşey etkinin vurgulandığı örnekler de vardır. Taçkapının içindeki giriş, arkada, avluya bakan bir eyvana açılır. Bunun tam karşısında avlunun öbür kenarının ortasında da mescit olarak kullanılan tonozlu başeyvan yer alır. Birçok medresede bunun bir yanında dershane, bir yanında türbe vardır. Türbenin, yapının daha başka bir yerine yerleştirildiği çok görüldüğü gibi, hiç bulun­madığı da olur. Avlunun kenarları boyunca eyvanlar arasında sıralanan üzerleri tonozlu odalar da öğrenci hücreleridir.

Mardin Zinciriye Medresesi

 

Avlunun yerini, üzeri büyük bir kubbeyle örtülü merkezi bit mekanın aldığı medrese­ler ikinci temel tipi oluşturur. Bazı kapalı medreselerde bu kubbe doğrudan duvarla­ra, bazılarında orta mekandaki sütun ya da ayaklara oturur; bu sütun ya da ayaklar da revakları oluşturur. Bazısı bir, bazısı iki katlı olduğu için medreseler kat sayısına göre de sınıflandırılır. Bazı medreseler ise tek başlarına bağımsız olarak yapılmamış, başka bir yapıyla bitişik, onunla bir bütün oluşturacak biçimde tasarlanmıştır.

Bütün bu medrese tipleri 14. yüzyıldan sonra da yapılmaya devam ederken, bir yandan da önemli bir değişiklik ortaya çıkmış, Osmanlı medreselerinde örtü öğesi olarak kubbe kullanılmaya başlamıştır. Os­manlı medreseleri arasında kapalı olanlar çok azdır. Yeni bir medrese tipinin ilk örneğini, başeyvanın yerini kubbeyle örtülü dershanenin aldığı, avlu boyunca uzanan revakların ve onların gerisindeki hücrelerin de gene kubbelerle örtüldüğü yapılar oluş­turur. Erken Osmanlı mimarlığında bağım­sız yapıların yanında, bir külliyenin parçası olan medreseler de çoğalmaya başlamıştır.

Hz. Muhammed tarafından Medine kent devletinin temellerini belirlemek üzere dü­zenlenen yasal belge

 

Aralarında İstanbul’daki Fatih Külliyesi’ nin sahn-ı seman medreselerinin de bulun­duğu 15. yüzyılın en önemli medreseleri, kubbeli dershaneleri ana eksen üzerinde, revak ve hücreleri dörtgen planlı açık avlular çevresinde biçimlenmiş yapılardır. Amasya’daki Kapıağası ve İstanbul’daki Rüstem Paşa medreseleri ise dershane, revak ve hücreleri gene kubbeyle örtülü, ama orta avluları sekizgen planlı iki ender örnektir. 16. yüzyılda açık avlulu medreselerin plan düzepleri oldukça çeşitlenmiştir. Hücrelerin yan yana ya da karşılıklı iki sıra halinde dizildiği, “L” ya da “U” biçiminde bir plan oluşturacak biçimde düzenlendiği örnekler ortaya çıkmıştır. “U” planlı medrese­lerin bazısı bağımsız yapılardır; bazısı da bir camiyle aynı avlu üzerinde yer alır. Bu durumda dörtgen avlunun dördüncü kena­rını caminin son cemaat revakı kapatır.

17. yüzyılla birlikte medrese mimarlığında da değişiklik olmuş, daha çok yüksek devlet görevlilerinin yaptırdığı küçük külliyelerde medreseler türbe, çeşme, sebil, mektep, kütüphane ve dükkan gibi yapıların arasın­da öne çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde medreselerin çoğu tek katlıdır.

19. yüzyılın ikinci yansında temel bilimle­rin yavaş yavaş önem kazanmasına koşut olarak dinsel eğitimde de bir gerileme başlamış, yeni yapılan medrese sayısı da iyice azalmıştır.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language