Mehterhane 48

Mehterhane

Mehterhane, mehter olarak da bilinen, Osmanlı Devleti’nde askeri müzik örgütü. Ayrıca Mehterhane’de görevli müzikçiye de mehter denir.

Mehterhane’nin, Anadolu Selçuklu sultanı III. Keykubad’ın Osman Gazi’ye beylik verdiğini belirtmek üzere tabi (davul) ve alem gönderdiği 1299 tari­hinde kurulduğu kabul edilir.

Yapısı ve düzeni

Tam örgütlü bir mehter takımında, kös, davul, nakkare, halile, çev­gan, nefir, boru gibi çalgılar yer alırdı. Bunların altı, yedi ya da dokuz olmasına göre, mehter takımı da “altı kat”, “yedi kat”, “dokuz kat” diye nitelenirdi. Mehter­hane-i Hakani ya da olarak anılan padişah mehteri, (Fatih) döneminde dokuz kat olarak düzenlenmişti. Bu sayı savaş dönem­lerinde iki katına çıkarılırdı. Sadrazam, vezir, vali, gibi devlet ileri gelenlerinin de özel mehter takımları olurdu.

Mehterin aynı makamdan birçok parçayı art arda çalıp söylemesine nevbet vurma denirdi, ünceleri günde beş kez her namaz­dan önce nevbet vuran Mehterhane-i Haka­ni, II. Mehmed döneminde yalnız ikindi namazlarından önce çalmaya başladı. Bu­nun dışında cüluslarda, kılıç alaylarında, zafer müjdesi geldiğinde, arife divanların­da, şehzade ve sultanların doğum ve sünnet düğünlerinde de çalardı.

Barış zamanında özel yerinde çalan Mehterhane-i Hakani, seferde padişahın (o yoksa serdarın) çadırı önünde nevbet vururdu. 17. yüzyılın sonun­da ve 18. yüzyılda Topkapı Sarayı’nda Demirkapı denen yerde, ayrıca Eyüpsultan, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Beşiktaş, Rumelihisarı, Yeniköy, Kavak, Beykoz, Anadoluhisarı, Üsküdar gibi semtlerde ge­celeri yatsı namazından sonra ve halkı sabah namazına kaldırmak için güneş doğ­madan hemen önce nevbet vurulurdu.

Mehterhane müzikçileri, barış zamanında vurulan nevbetlerde çember biçiminde dizi­lirdi. Nakkareciler bağdaş kurarak oturur, çibür çalgıları çalanlar ayakta dururlardı. İçoğlan başçavuşu ya da onun yerine bir başkası “Vakt-i sürur ü safa mehterbaşı, hey hey” diye bağırarak nevbeti başlatırdı. Nevbet, denen dua ile bitirilir, sonra mehterler temenna ederek çekilirlerdi. Mehter bir yerden bir yere özel mehter yürüyüşüyle giderdi.

Mehterhanenin amiri, takımın en yüksek subayı ve zurnazenlerin başı olan idi. Yardımcısı başmehter ağa, tablzenle­rin başıydı. Bu ikisi ile zilzenbaşı, ve nakkarezenbaşının giysileri al renkli kaput ya da çuha binişle al renkli çuha çakşırdan oluşurdu. Bunlar ayaklarına sarı mest giyerler, başlarına da al destar sararlardı. Mehter takımının başçavuşu ise kapaklı kollu, sarı renkli dar entari ve sarı mest giyer, başına yeşil destar sarardı. Diğer müzikçiler lacivert ya da siyah renkli çuha biniş ve al renkli çuha ya da bez çakşır, ayaklarına da al mest giyerler, başlarına yeşil destar sararlardı.

Yeniçeri Ocağı’nın bir parçası olan Meh­terhane, 1826’da II. Mahmud tarafından ocakla birlikte kaldırıldı; daha sonra yerine kuruldu. 1911’de ve Ahmed Muhtar Paşa’nın oluşturdukları yeni mehter takımı 1914’te yeniden örgütlendi. Bu dönemde eski boru ve nefirlerin yerini almak ve zurna ile birlikte kullanılmak üzere trompet, klar­net, trombon gibi üflemeli batı çalgıları da mehtere katıldı.

Bu takım, Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da varlığını sürdürdü; ama sivil giysi zorunluluğunun getirilmesi üzerine 1935’te dağıtıldı. 1952’de İstanbul’daki Askeri Mü­ze’ye bağlı yeni bir mehter takımı kuruldu. Bu takım haftanın belirli günlerinde halka açık konserler vermekte ve çeşitli resmi törenlere katıldılar.

mehter marşları - estergon kalesi

Mehter müziği klasik Türk müziğindeki makam ve usullerin kullanıldı­ğı teksesli bir müziktir. Peşrev, semai, nakış, cengiharbi, murabba, kalenderi gibi formları vardır. Mehterhane’nin repertu­varında bunlardan başka serhad türküleri de yer almıştır. Buna karşılık, bazı mehter peşrevleri de fasıl müziğinde çalınmıştır. Mehter müziğinde ahlati, revani, saf gibi fasıl müziğinde hemen hemen hiç kullanıl­mamış usullere yer verilmiş, bunların çoğu, o usulde bestelenmiş yapıtların form adı da olmuştur.

Mehter müziğinin bestelerinin çoğunu Mehterhane’de görevli müzikçiler yapmış­tır. Günümüze ulaşan mehter melodilerinin en eskileri Nefiri Behram, , ve II. gibi 16. yüzyıl bestecilerinin yapıtlarıdır. Notası bulunan yapıtların da büyük çoğunluğu 17. yüzyıl­dan kalmıştır. Bu yüzyılın belli başlı beste­cileri Zurnazen Edirneli Daği Ahmed Çele­bi, Zumazenbaşı İbrahim Ağa, Müstakim Ağa, Hammali ve Şah Murad’dır. Hızır Ağa da 18. yüzyılın en büyük mehter bestecisi­dir. 16. ve 17. yüzyılın çoğu peşrev formun­da olan yapıtları Ali Ufki Bey’in ünlü derlemesi Mecmua-i Saz ü Söz ve Kante­miroğlu Edvarı adıyla tanınan Kitab-ı Ilmi’l-Musiki ala Vechi’l-Hurufat aracılı­ğıyla günümüze ulaşmıştır.

Mehter müziğinde ağırlık çalgılardadır. Ama peşrevlerin, saz semailerinin ve başka çalgı yapıtlarının yanı sıra, çeşitli sözlü yapıtlar da bestelenmiştir. Mehter müziği, klasik Türk müziğinde saz eserleri reper­tuvarının ve üslubunun oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Ama günümüz­de 16. ve 17. yüzyılların “askeri” saz eser­leriyle “sivil”lerini birbirinden kesin ola­rak ayırmak zordur

Mehter müziği bestecileri Osmanlı ordusu­na cesaret ve coşku verici, düşman aske­rini korkutucu melodiler yaratmaya özen göstermişlerdir. Osmanlıların Avrupa’nın ortalarına kadar ilerlemesi, 17. yüzyılda

Mehterhane
Mehterhane 49

Mehter müziği klasik Türk müziğindeki makam ve usullerin kullanıldı­ğı teksesli bir müziktir. Peşrev, semai, nakış, cengiharbi, murabba, kalenderi gibi formları vardır. Mehterhane'nin repertu­varında bunlardan başka serhad türküleri de yer almıştır. Buna karşılık, bazı mehter peşrevleri de fasıl müziğinde çalınmıştır. Mehter müziğinde ahlati, revani, saf gibi fasıl müziğinde hemen hemen hiç kullanıl­mamış usullere yer verilmiş, bunların çoğu, o usulde bestelenmiş yapıtların form adı da olmuştur.

URL: https://ansiklopedist.com/mehterhane/

Book Editions:

Edition : Müzik
Name : Mehterhane
Author : Ansiklopedist
Format : EBook

Editor's Rating:
5

Sen de birkaç kelam et...

Select Language