Muhammed bin Abdullah el-Mehdi

Muhammed bin Abdullah el-Mehdi, 100 (718-19) yılında (veya 92/711, 82/701) Medine’de doğdu. Babası Hz. Hasan’ın torunu Abdullah b. Hasan, annesi Hind bint Ubeyde’dir. İlk eğitimini babasından aldı; daha sonra Nâfi‘ Mevlâ Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Tâvûs ve Ebü’z-Zinâd’dan hadis öğrendi. Kendisinden Abdullah b. Ca‘fer el-Mahremî, Derâverdî ve Abdullah b. Nâfi‘ hadis rivayet ettiler. Nesâî gibi bazı muhaddisler onu hadis konusunda güvenilir saymıştır (Zehebî, VI, 210). Geleceğin siyasî lideri olacak şekilde yetiştirilen Muhammed’e “Mehdî” lakabı babası tarafından verilmiştir. Ayrıca zühd, takvâ ve mürüvvet sahibi bir kimse olduğundan “en-Nefsüzzekiyye” lakabıyla anılmıştır. 122 (740) yılında Zeyd b. Ali’nin Kûfe’de Emevîler’e karşı başlattığı harekete katılan Muhammed için Hişâm b. Abdülmelik zamanında Muhammed el-Bâkır’ı imam tanımayan Beyân b. Sem‘ân ve Mugīre b. Saîd el-İclî gibi müfrit kimseler tarafından propaganda yapıldığı bilinmektedir (Safedî, III, 299).

II. Velîd’in ölümünün (126/744) ardından devletin yıkılmaya yüz tuttuğunu gören ve Muhammed el-Bâkır ile Ca‘fer es-Sâdık dışında bir araya gelen Hâşimîler’den Abbâsî ailesine mensup İbrâhim el-İmâm, Ebü’l-Abbas (es-Seffâh) ve Ebû Ca‘fer (el-Mansûr), Muhammed b. Abdullah’a biat edilmesini kararlaştırdılar. Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, toplantı sonunda Ebû Ca‘fer’in Hz. Peygamber’in ailesi içinde halifeliğe Muhammed b. Abdullah’tan daha lâyık bir kimsenin bulunmadığını söyleyerek kardeşleriyle birlikte ona biat ettiğini yazmaktadır (Meḳātilü’ṭ-Ṭâlibiyyîn, s. 256). Bundan sonra imâmetini açıklayan Muhammed b. Abdullah biat almaya başladı. 132 (750) yılında Abbâsîler iktidara geldiğinde Muhammed ve kardeşlerinden İbrâhim onları meşrû halife olarak tanımak istemediler ve ilk halife Ebü’l-Abbas es-Seffâh’ın ziyaretine gitmediler. Halife, muhtemelen daha güçlü hasımlarıyla mücadelesi yüzünden yahut onlardan herhangi bir zarar gelmeyeceği düşüncesiyle meselenin üzerinde durmadı (İbn Sa‘d, s. 374). Ebû Ca‘fer, halife olmasından kısa bir süre önce 136 (754) yılında veliaht sıfatıyla hacca gittiğinde aralarında Abdullah b. Hasan’ın da bulunduğu Medine ileri gelenleri tarafından karşılandı. Ebû Ca‘fer, Abdullah’a oğullarının yerini sorduğunda ondan olumlu cevap alamayınca aralarında sert tartışmalar cereyan etti. Fakat Medine Valisi Ziyâd b. Ubeydullah el-Hârisî, Muhammed b. Abdullah’ı yakalatacağını söyleyerek Ebû Ca‘fer’i teskin etti. Hac dönüşü halife olan Ebû Ca‘fer el-Mansûr hemen Mekke ve Medine halkından biat alınmasını emretti. Bunun üzerine biat etmek istemeyen ve hayatlarından endişe duyan Muhammed ile İbrâhim Medine’den ayrıldılar. Basra, Kûfe, Aden ve Sind gibi yerlerde bir süre izini kaybettirmeye çalışan Muhammed, Medine’ye döndüğünde Radvâ dağı yakınlarında yaşayan Cüheyne kabilesinin himayesinde saklanmaya çalıştı. Medine’de üç valiyi Muhammed ve İbrâhim’i yakalayamadıkları için değiştiren Halife Mansûr, Ebû Müslim el-Horasânî gailesi ve Hâricî hareketleri gibi önemli hadiseler ortaya çıkınca Muhammed b. Abdullah ile bir müddet ilgilenemedi. Bu sırada Mansûr ile Muhammed’in birbirine karşı hakaret ve tehdit içeren yazışmalar yaptığı da bilinmektedir (Müberred, III, 1487-1501).

140 (758) yılında tekrar hacca giden Mansûr, Medine’de Hâşimîler’i toplayıp onlara çeşitli hediyeler verdikten sonra Muhammed b. Abdullah’ın nerede bulunduğunu öğrenmeye çalıştı; onlar da Muhammed’in kendisine muhalefet etmek istemediğini, fakat korktuğu için saklandığını belirttiler. Daha sonra halife, Abdullah b. Hasan’la yaptığı bir görüşmede yine oğlunun nerede olduğu konusunda ondan bilgi alamayınca aralarındaki münasebetler gergin bir safhaya girdi. Taberî’nin rivayetine göre bu sırada Muhammed b. Abdullah’ın adamları halifeye suikast yapmak istedilerse de Muhammed bunu kabul etmedi (Târîḫ, VII, 552). Fakat haberin duyulması üzerine Mansûr başta babası olmak üzere Muhammed’in bütün yakınlarını hapsettirdi. Üç yıldan fazla hapiste kalan ve çok sert muamelelere mâruz kalan Abdullah b. Hasan’la yakınları sonunda nakledildikleri Kûfe’deki bir hapishanede öldüler. Bunun üzerine Muhammed, Cüheyne ve diğer bazı kabilelerle Medine ahalisinden oluşan adamları ile Medine’yi ele geçirip Vali Riyâh b. Osman’la Abbâsî taraftarlarını hapsetti (1 Receb 145 / 25 Eylül 762; bk. İbn Sa‘d, s. 376). Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’in, hilâfeti Abbâsîler’den önce -özellikle Ebû Ca‘fer ve kardeşlerinin biatlarıyla- gerçekleştiği için Muhammed b. Abdullah’ı destekledikleri, hatta İmam Mâlik’in Mansûr’un hal‘ine fetva vererek Muhammed’e biatı teşvik ettiği kaydedilir. Mu‘tezile’nin bir kısmı harekete arka çıkarken Muhammed’in kardeşi İbrâhim de 1 Ramazan 145 (23 Kasım 762) tarihinde bir isyan başlattı ve Basra’yı zaptetti; böylece Medine ile Basra Muhammed b. Abdullah’ın hâkimiyetine girmiş oldu. Halife Mansûr, yeğeni Îsâ b. Mûsâ’yı 4000 kişilik bir kuvvetle Medine üzerine gönderdi. Îsâ, Medine’ye yaklaştığında Muhammed b. Abdullah’a ve şehir ahalisine bir mektup yollayarak teslim oldukları takdirde canlarına ve mallarına dokunulmayacağını söyledi. Teklifi reddeden Muhammed ve şehrin ileri gelenleri nasıl bir savaş taktiği uygulayacaklarını tartıştılar; sonunda Hz. Peygamber’in Hendek Savaşı’nda yaptığı gibi savunmada karar kılındı. Şehrin etrafındaki hendekler derinleştirilerek gerekli hazırlıklar yapıldı. Medine önlerine gelen Abbâsî kuvvetleri ramazanın sona ermesini beklemeden savaş düzenine girdiler ve Muhammed b. Abdullah’ın ordusundan kaçmak isteyenler için İbnü’l-Cerrâh (veya Ebü’l-Cerrâh; bk. İbnü’l-Esîr, V, 547) Mescidi civarı hariç şehri tamamen kuşatma altına aldılar. Îsâ b. Mûsâ tekrar, Medine halkına teslim oldukları takdirde canlarına ve mallarına dokunulmayacağını ve şehirden ayrılmak isteyenlere izin verileceğini ilân ettiyse de Medineliler buna hakaretlerle karşılık verdiler. Savaş başladıktan birkaç gün sonra hendekleri aşarak Medine sokaklarına yayılan Abbâsî güçleri karşısında tutunamayan halkın birçoğu öldü veya yaralandı, bir kısmı savaştan çekildi, bir kısmı da çevredeki dağlara kaçtı. Muhammed, yakınlarının kendisinin Basra veya Mekke’ye gitmesi yolundaki tekliflerini reddederek mensuplarının Medine’den ayrılmasına izin verdi ve kendisi az sayıda adamıyla çarpışmaya devam etti. Neticede isyanın bastırılmasında görev alan eski Mısır valisi Humeyd b. Kahtabe tarafından öldürüldü (14 Ramazan 145 / 6 Aralık 762); isyanı iki ay on yedi gün sürmüştü (İbn Sa‘d, s. 378). Tarihçiler, bu çarpışmada onun nâdir görülen bir cesaret gösterdiğini ve düşmanlarından yetmiş kişiyi öldürdüğünü nakleder (Taberî, VII, 586). Muhammed’in kesik başı Îsâ b. Mûsâ’nın önüne konulduktan sonra Îsâ bu başın sahibinin müminlerin emîrine baş kaldırdığı için öldürüldüğünü, aslında onun âbid ve zâhid bir kimse olduğunu ifade etti. Muhammed b. Abdullah’ın kesik başı Kûfe’de bulunan halifeye gönderildi; Muhammed’in kız kardeşiyle kızının halifeye müracaatları üzerine de Medine’ye getirilerek Bakī‘ Mezarlığı’nda gövdesinin yanına gömüldü. Muhammed b. Abdullah’ın ölümünden sonra taraftarları onun mehdîliğini iddia etmişler, Zeydiyye’nin Cârûdiyye fırkasından bazıları ise ölmediğine, yeryüzünü adaletle doldurmadan da ölmeyeceğine inanmışlardır.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language