Rhythm and blues

, ’de Siyah müzikçilerin geliştirdiği birbirine yakın çeşitli müzik tarzlarına verilen ad. Bütün Siyah Amerikan müziği gibi, caz ritimlerinin ve ton kaydırmalarının, özellikle de caza özgü senkoplama ve blues seslerinin Avrupa etkileriyle. kaynaştırılmasına dayanır. ’nin Güney bölgesine özgü kırsal blues’dan doğmuş, çeşitli iş, sevinç ve yas şarkılarıyla ritimlerini kaynaştırdığı gibi Siyah kiliselerin gospel müziğinden de büyük ölçüde etkilenmiştir.

Rhythm and blues adı altında toplanan pek çok müzik tarzı üç ana biçime ayrılıyordu. Bunlardan ilk ortaya çıkan (II. Dünya Savaşı’ndan önce) ve ilk yok olan race, Jump denen topluluklarca benimsenmişti. Genellikle yenilikçi üyelerinin bebop akımına katılmak üzere ayrıldığı toplulukların geride kalanlarından oluşan jump toplulukları güçlü ritimlere, coşkulu sololara (özellikle saksofon) ve show-blues tarzı vokallere ağırlık verdi. 1950’lerin başlarında ise büyük jump toplulukları neredeyse ortadan kalkmıştı.

belirli bir sese akort edilmiş bir keman ya da piyano telinin, yakınlarda bir yerde aynı sesin çalınmasıyla titreşmeye başlaması

 

Rhythm and blues’un ikinci bir ana biçimi, temelde Chicago’nun güney kesimindeki gece kulüplerinde gelişti ve Chicago blues olarak tanındı. Başlıca yorumcuları arasında Muddy Waters, Sonny Boy Williamson ve Howlin Wolf’un yer aldığı Chicago blues, elektro gitar, ağız armonikası, elektro bas, elektro piyano ya da org ve davullardan oluşan küçük gruplarca seslendiriliyordu. Melodi ve vokallerinde, kırsal blues’dan yararlanıyor, güçlü dansa yönelik ritimler taşıyordu.

İlk ikisinden daha gevşek olan üçüncü ana biçim, temelde vokaldi. Tam bir orkestra eşliğinden yararlanabildiği gibi hiçbir çalgının kullanılmadığı türleri de vardı. Birbirine yakın notalardan oluşan akorlar (yakın armoni) ve genellikle yumuşak, yavaş tempolar kullanılıyordu. Kilise etkisi çok belirgindi. Kılavuz ses genellikle üst ya da tiz ses alanındaydı; bu ses ya öbür sözsüz akorların üstüne biniyor ya da onlarla çağrı-yanıt biçiminde bir söyleşmeye giriyordu.

1950’lerin ortalarında, plak ve müzik yayınlarında Siyah dinleyiciye seslenen müzik için daha önce kullanılan ebony, sepia ve race sözcüklerinin yerini rhyihm and blues terimi almaya başladı. Bu değişiklik Siyah ve beyaz müzik pazarlarının geleneksel kopukluğunun ortadan kalkışını yansıtıyordu. Rock’ın ortaya çıkışıyla bu daha da hızlandı. Dinleyicileri yalnızca Siyahlar olmaktan çıkınca, Chicago blues da ayrı bir biçim olarak görülmekten çıktı. Buna karşılık gospel üslubu geniş kesimlere seslenen soul müziğine dönüştü.

 

 

Sen de birkaç kelam et...

13 − 11 =

Select Language