Sabri

Sabri, asıl adı MEHMED ŞERİF, Hint üslubundaki () şiirleriyle tanınan Osmanlı divan şairi. (d. Edirne 6. 1645, İstanbul). Tanzimat yazarlarınca adıyla anılır. Kadı Mehmed İlmi Efendi’nin oğluydu. Medrese öğrenimi gördü. Müderrislik ve kadılık yaptı. IV. Murad’ın nedimliğinde bulundu.

Zengin bir düş gücüne sahip olan ve şiirlerinde atasözleriyle deyimlere de yer veren Sabri, çağdaşı büyük şair Nef’i nin düzeyine yaklaşmış ve onun tarafından beğenilmiştir. Hint üslubunun gereği olarak Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü ağdalı bir dil kullanmış, bazı dizelerinde yüzeysel biçimde tasavvufu işlemiştir. Başlıca yapıtı Divan-ı Sabri-i Şakir’dir (1879).

Yedi Meşale topluluğunun kurucularından ve en genç şair

 

Sabrî divanının unvan sayfasıyla ilk sayfası

TDV İslam Ansiklopedisi

Edirne’de doğdu. Çağdaşlarından Riyâzî ve Rızâ adını Mehmed, Kafzâde Fâizî Alizâde Şerif Sabrî diye kaydeder. Safâyî de adını Mehmed olarak verirken, “Şerîf Sabrî demekle karîn-i iştihâr olmuştur” der. Bu ilk kaynakların aksine Müstakimzâde adını Seyyid Ahmed diye zikreder. Babası, Kınalızâde Ali Efendi’nin mülâzımlarından Edirneli kadı ve şair İlmî Ahmed Çelebi’dir. Sabrî öğrenimini Edirne’de tamamlayıp ilmiye mesleğine girdi. Rumeli sadâreti görevinde bulunan Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’nin mülâzımı olarak çeşitli yerlerde kadılık yaptı. IV. Murad’ın nedimleri arasında yer aldı. Hoşsohbet ve sempatik kişiliğiyle sevilip sayılan biri olarak tanındı. İstanbul’da vefat etti; Edirnekapı dışında bulunan, Vezîriâzam Bayram Paşa tarafından tekrar yaptırılmasına tarih düşürdüğü Emîr Buhârî Tekkesi civarında defnedildi. Mehmed Süreyyâ mezarının Eyüp’te olduğunu söyler.

XVII. yüzyılın münşîlerinden ve güçlü şairlerinden sayılan Sabrî’nin aynı zamanda âlim bir kişi olduğu belirtilir. Benzersiz mazmunlar kullandığı, aşırı heyecanlardan uzak bir söyleyişin hâkim olduğu şiirleri âhenkli kabul edilmiş, bazı kasideleri özellikle beğenilmiştir. Gerçek hayatta gördüklerini tasvir etmesiyle dikkat çeken Sabrî’nin sade bir üslûpla yazdığı gazellerinde deyimler ve atasözleri yanında döneminin cirit vb. oyunları da yer almıştır. Ağır, fakat akıcı bir dille kaleme aldığı kasidelerinde takipçisi olduğu Nef‘î’nin, gazellerinde ise Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’nin etkisi görülmektedir. Şairliği zor beğenen Nef‘î tarafından takdir edilmiştir. Nef‘î’nin tazmin ettiği bir şiirinde adı “Sabrî-i şâkir” şeklinde geçtiğinden Nâmık Kemal Tahrîb-i Harâbât’ta “şâkir” kelimesini şairin ikinci ismi olarak kaydetmiş ve divanı da Dîvân-ı Sabrî-i Şâkir adıyla basılmıştır. Ziyâ Paşa’nın Sabrî’yi Harâbât’ta çok övmesine karşılık Nâmık Kemal Tahrîb-i Harâbât’ta onu tenkit ederek şiirlerinin Nef‘î’ninkilere başarılı bir nazîre olmaktan çok uzak olduğunu söylemiştir.

Sabrî yaygın geleneğin aksine divanına tevhid, münâcât ve na‘tla değil IV. Murad, Şeyhülislâm Yahyâ, Kırım Hanı Mehmed Girây, Kemankeş Mustafa Paşa, Silâhdar Mustafa Paşa, Hüsrev Paşa ve Güzelce Ali Paşa’ya sunduğu kasidelerle başlar. Divanın birçok nüshası günümüze ulaşmıştır (meselâ bk. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Ktp., nr. 49; İÜ Ktp., TY, nr. 307, 309, 759, 1710, 1877, 2859, 2895, 2903, 2936, 3038, 3070, 3779, 3966, 5560, 5564, 9809; Köprülü Ktp., Mehmed Âsım Bey, nr. 432/2; Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 245, 246; Millî Kütüphane, FY, nr. 226, 253; Süleymaniye Ktp., Hafîd Efendi, nr. 348/2, Esad Efendi, nr. 2597, Lala İsmâil, nr. 447/2, 455, 456, Reşid Efendi, nr. 782; TSMK, Hazine, nr. 962, Revan Köşkü, nr. 787, 795). Dîvân-ı Sabrî-i Şâkir adıyla basılan nüshada (İstanbul 1296) on bir kaside, 156 gazel, beş rubâî, iki mesnevi, on beş kıta, dört müseddes ve elli üç müfred yer almaktadır. Divan üzerine bir yüksek lisans tezi hazırlayan Hasan Ali Kasır’ın beş nüshaya dayanarak oluşturduğu metinde ise (bk. bibl.), yirmi kaside, 185 gazel, bir mesnevi, altı müseddes, on nazım, üç kıta, kırk üç metâli‘ ve on müfred bulunmaktadır. Sabrî’nin ayrıca Hüsn ü Dil adlı bir mesnevisinin olduğu belirtilmektedir.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language