Sadrazam

Sadrazam, olarak da bilinir, Osmanlı Devleti’nde yönetim işlerinden birinci derecede sorumlu, padişahın mutlak temsilcisi olan yönetici, büyük vezir. Sadrazamın makâmi Sadafet, Paşa Kapısı, , Bâbiâli vb adlarla anılmıştır. Bu makama atananlara önceleri (veziri-azam) denmiş, 1656’dan sonra da vezirazamla birlikte sadrazam sözcüğü de kullanılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde padişahın ilk temsilcisi 1327-37 arasında vezir unvanı taşıyan Alaeddin Paşa’ydı. I. Murad döneminde (1360-89) Lala Şahin Paşa ve Timurtaş Paşa’ya da vezirlik verildiğinden, Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’ya 1380’lerde ilk kez vezirazam dendi. Bu unvan, Köprülü Mehmed Paşa’nın özel koşullar ve yetkilerle bu göreve atanmasına değin değişmedi. Köprülü Mehmed Paşa, ’un üstünde bir konum kazanmak için sadrazam unvanını seçti. O ve sonrakiler genellikle sadrazam, birçok vezirin katıldığı ’a başkanlık etmelerinden dolayı da vezirazam unvanı kullandılar. Sadrazamlığa atanan vezir, saraydaki hil’at giyme ve mühür alma töreninden sonra sadaret alayı ile Paşa Kapısı’na giderek kutlamaları kabul eder ve görevine başlardı. Kubbe vezirlerinden ikinci vezirin sadrazamlığa getirilmesi gelenek olmuştu. 1523’te Makbul İbrahim Paşa’nın has odabaşılıktan bu makama getirilmesiyle gelenek bozuldu.

’nde sadrazam, “vezirlerin ve yöneticilerin başı, cümlenin ulusudur, cümle işlerin vekil-i mutlakıdır ve malımın vekili defterdarımdır, vezirazam nazırıdır ve oturmada ve durmada ve sıralamada vezirazam cümlenin önündedir” biçiminde tanımlanmıştır.

Sefere çıkan Osmanlı sadrazamına İstanbul’da vekâlet eden vezir

 

Sadrazam yasaları uygulamak, kamu düzenini ve ülke güvenliğini sağlamak, sürgün ve idamları uygulatmak, atama ve görevden almaları yapmak, dirlik ve mansıbları tevcih etmek gibi iş ve görevleri doğrudan yapar ve yürütürdü. Ordu ve ilmiye atamalarını onaylar, padişah adına gerekli buyrukları verirdi. Hizmet süresinin dolmasına bakmaksızın, kusurlu gördüğü kamu ve ordu görevlilerini uzaklaştırdığı gibi, her yıl şevval ayında da “” denen tüm kamu görevlilerinin nakil, yeniden atama, terfi, azil işlemlerini de gerçekleştirirdi. Bütün bu yetkilerinin simgesi olarak padişahın denen tuğralı mührünü taşır, görevinden alındığında bu mührü geri verirdi.

Sadrazam Divan-ı Hümayun’a başkanlık eder, üç ayda bir galebe divanını toplar ve kapıkulu askerlerine ulufelerinin dağıtılmasını sağlardı. Yabancı elçileri kabul ederek görüşmek de onun göreviydi. İstanbul’un güvenlik, temizlik, iaşe, yakıt vb gereksinimlerini karşılayacak önlemleri alırdı. Gerekli konularda telhis ve takrir ile padişahın iradesine başvururdu. Beylerbeylerini ve sancakbeylerini seçmek ve atamak da görevleri arasındaydı. Dirliklerin tevcihatını yapardı, ama 5.999 akçeden yüksek tımarların tevcihi için padişahtan onay alması gerekirdi. Öbür görevleri arasında yabancı devletlere gönderilecek nota ve mektupların içeriklerini belirlemek ve bunları hazırlatmak, ikindi divanı düzenleyerek hükümet işlerini görüşmek, huzur mürafaasına başkanlık etmek, çarşamba divanında İstanbul’un sorunlarını tartışmaya açmak, savaş durumunda padişahla sefere çıkmak, padişahın katılmadığı seferlerde de orduya etmek vardı.

Sadrazamın özel yaşamında ve resmi çalışmalarında çok sayıda yardımcısı ve hizmetli kadrosu vardı. Bunlara “” denirdi. , reisülküttab, çavuşbaşı, tezkireci, mektubi, amedci, teşrifatçı, divittar ve telhisçi sadrazamın önemli yardımcılarıydı. Konağında da iç ağaları ve birun ağaları denen hizmetlileri vardı.

Sadrazam 1838’de Meclis-i Vükela denen bakanlar kurulunun başkanı konumu kazandı. Aynı yıl ve daha sonraki yıllarda sadrazam yerine birkaç kez başvekil unvanı kullanıldı.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language