Sadreddin Konevi

Sadreddin Konevi, Fars sufi. ’nin en büyük yorumcularından olan Türk mutasavvıf (d. 1210, Malatya ö. 1274, Konya).

Malatya, Şam ve Konya’da dersler verdi. Muhyiddin Arabi ile ilişkisi, akraba sanılmalarına yol açacak kadar yakındı. Muhyiddin Arabi’nin ölümünden (1240) sonra Konya’ya yerleşti. Ünlü filozof ile mektuplaşarak yürüttüğü tartışma, tasavvuf ile felsefe arasındaki tarihsel çatışmanın önemli bir aşamasına tanıklık ediyordu.

Konevi, Tanrı’nın gerçekliğinin akılla kavranamayacağını savundu. Ona göre insanın Tanrı’nın niteliği konusundaki bilgisizliği ancak Tanrı’nın isimleri ve sıfatlarının yansımasıyla oluşan bir “ara varlık” düzeyiyle bir ölçüde giderilebilirdi. Yalnızca varlık ve birlik olan Tanrı, çokluk (evren) aracılığıyla anlaşılamazdı. Tanrı’nın, varlıkların ilkesi ya da zorunlu varlık olduğu söylenemezdi. Tanriya varlık bakımından verilebilecek tek ad “varlık nuru” (nurü’l-vücud) olabilirdi.

İslamda, Kuran ve sünnetin belli bir hükme bağlamadığı fıkıh sorunlarında genel ilkelerden ussal yöntemlerle çıkarımda bulunma

 

Muhyiddin Arabi gibi Konevi de varlığın sonsuz bir “gizlilik” olduğunu ve evrenin bu sonsuz “gizli”den türediğini (sudur) öne sürer. Bu türeyiş, farklı sözcüklerle adlandırdığı beş ayrı varlık düzeyini oluşturur: “”, “izafi gayb” (ruhlar âlemi), “his ve şehadet âlemi”, “” ve “birleştirici âlem” (âlem-i cami, insan). Evrendeki her varlık, varlığını bu beş varlık düzeyinden birine dayanarak sürdürür. İnsan ise bütün âlemlerin bir özeti, küçük bir örneğidir. Bu nedenle insan, iç aydınlanma (mükaşefe) yoluyla evrenin gerçekliğine ve tanrısal gizlere ulaşabilir. Konevi’nin başlıca yapıtları Miftahü’l Gayb, Tefsirü’l-Fatiha, Nefahatü’l-İlahiye, Şerhü Hadisi’l-Erbain, Tabsiratü’I-Mübtedi ve Tezkiretü’l-Müntehi, Şerhü Esmai’l-Hüsna, Risale fi Hakkü’-Mehdi, Mevarid zevi’-İhtisas ila Makasıdi’-ihlas ve Mükatebar’tır.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language