Sadreddin Şirazi

, tam adı Sadreddin Muhammed Şirazi, İranlı filozof, İslam alimi (d. y. 1571, Şiraz, İran ö. 1640, Basra, Irak).  akımının önde gelen temsilcisidir ve İran’ın yetiştirdiği en büyük filozof olarak kabul edilir.

Şiraz’ın ünlü bir ailesinden gelen Sadreddin Şirazi İran’ın kültürel ve düşünsel merkezi Isfahan’da eğitimini tamamladı. Orada çeşitli bilginlerle birlikte çalıştıktan sonra başta en ünlü yapıtı olan Esfar-ı Erbaa olmak üzere pek çok kitap yazdı. Esfar-ı Erbaa’da, İran’da Kum kenti yakınlarındaki Kahak’ta geçirdiği 15 yıllık inziva dönemine ilişkin tasavvuf deneyimlerini dile getirdi. Sadreddin Şirazi’ye göre Tanrı ve onun bilgisi dışında tüm evren, hem ezelde hem de zaman içinde yaratılmıştı. Doğa, her şeyin tözü ve her türlü hareketin nedeniydi. Bu nedenle kalıcı olan doğa, sonsuz olan ile yaratılmış olan arasındaki süreklilik bağını oluşturuyordu.

Tasavvufta, dünyadan el etek çekerek kendini Tanrı’ya kulluk ve ibadete adayan kişi

Sadreddin Şirazi yaşamının sonlarına doğru ders vermek üzere Şiraz’a döndü. Öğretisi tutucu Şii ilahiyatçılar tarafından sapkınlıkla suçlandı. Bir hac yolculuğu sırasında öldü.

Öğretileri

İslam düşünce dünyasının en hareketli kuşağının bir mensubu olan Kutbüddîn eş-Şîrâzî’nin eserleri ve temel öğretisi Sihâbüddîn es-Sühreverdî’yle sistemleşen işrâkîlik ekolunun temel öğretileri doğrultusunda şekillenmiştir. Eserlerinin araştırma alanlarından da anlaşıldığı kadarıyla çok yönlü bir düşünür olan Şîrâzî’nin başta varlık ve bilgi soruşturması olmak üzere temel felsefî meselelere ilişkin incelemeleri işrâkî ekolun kavramları üzerinden gerçekleşmektedir. Varlık/ontoloji soruşturmasına dair Şîrâzî, işrâkî ekolun meşhur “nûr” ve “zulmet” kavramlarını kullanmaktadır. Ona göre bu kavramları üzerine kurulan işrâkî ontoloji meşşâî felsefenin vacip-mümkin ayırımı üzerine inşa edilen ontolojisinin barındırdığı eksiklikleri aşmaktadır. Buna göre nur’un zorunlu varlık tasavvurunu zulmet ‘in ise mümkün varlık tasavvurunu aşabilecek yeni bir zemin arayışı olduğu söylenebilir. Nur ve zulmet arasında kurulan varlık hiyerarşisinde bütün varlıklar varlıklarını, meşşâî teorinin vâcibü’l-vücûd bi-zâtihi kavramına benzer bir şekilde, nûru’l-envâr’dan almaktadır. Nuru’l-envâr zatında sırf nurdur, bütün varlıkları yokluk karanlığından varlığın nuruna çıkarmaktadır. Varlığın yokluk karşısındaki durumu, zuhûrun gizlilik karşısındaki durumuyla aynıdır. Meşâî felsefenin varlık-mahiyet ayırımını bazı farklılıklarla Şîrâzî’de sürdürmektedir. Varlık-mahiyet ilişkisi konusunda Şîrâzî selefleri gibi mahiyetin esas olduğunu düşünmekte ve varlığın mahiyet üzerine bir ilave olduğunu söylemektedir.

Eserleri

  • Şerhu Hikmeti’l-işrâk. (Şerh). Kum: İntişarat-ı Bidar, [t.y.]
  • Dürretü’t-Tâc li-Ğürreti’d-Dîbâc. Thk. Seyyid Muhammed Meşkeve. İntişarat-ı Hikmet, 1986.
  • Fethu’l-Mennân fî Tefsîri’l-Kur‘ân. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, nr. A1830.
  • Şerhu Külliyâti’l-Kânûn. (Şerh) Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı, nr. 3649-3654.
  • Nihâyetü‟l-İdrâk fî Dirâyeti’l-Eflâk. Bibliotheque Nationale, nr. 2517/8; British Museum, nr. ADD 7482.
  • et-Tuhfetu’ş-şâhiyye fi’l-Hey’e. Süleymaniye Kütüphanesi, Cârullah Efendi, nr. 2060/1.
  • el-Muhtasar fi’l-Hey’e. Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih nr. 5302.
  • Miftâhu’l-Miftâh. Süleymaniye Kütüphanesi, Amcazade Hüseyin Paşa, nr. 394.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language