Tevfik Rıza

Tevfik Rıza, tam adı , Hece ölçüsünün yaygınlaştırılması ve halk şiirinin aydın kesimlere ulaştırılmasına yönelik çabalarıyla tanınan şair ve yazar. (d. 7 Ocak 1869, Cisrimustafapaşa (bugün Svilengrad, Bulgaristan), Edirne 6. 30 Aralık 1949, İstanbul), şair ve yazar.  Felsefi konulara olan ilgisi nedeniyle “’ olarak da bilinir.

Kaymakam Hoca Mehmed Tevfik Efendi’nin oğluydu. Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) okurken öğrenci hareketlerine katıldığı için okuldan çıkarıldı. 1897’de Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’yi (Sivil Tıbbiye) bitirerek bir süre hekimlik yaptı. 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. II. Meşrutiyet’in ilanından (23 Temmuz 1908) sonra Edirne mebusu seçildi. 1912’de Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na girdi. Yeniden mebus seçilemeyince bir süre siyasetten uzak kaldı. Mondros Mütarekesi’nin (1918) imzalanmasından sonra Tevfik Paşa kabinesinde maarif nazırlığına, Damat Ferid Paşa kabinesinde de Şüra-yı Devlet reisliğine getirildi. Daha sonra Heyet-i Ayan üyesi seçildi. Osmanlı murahhası sıfatıyla Sevr Antlaşması’nı imzalayan kurulda yer aldı (1920). Bu arada Darülfünun-ı Osmani (sonradan İstanbul Universitesi) Edebiyat Fakültesi’nde felsefe dersleri verdi. Kurtuluş Savaşı’na karşı çıktığı için savaşın kazanılmasından sonra yurtdışına kaçtı. Daha sonra Yüzellilikler listesine alındı. Sürgün yıllarını Ürdün ve Lübnan’da geçirdi. Yüzelliliklerin bağışlanmasından sonra 1943’te Türkiye’ye döndü.

Antakya’nın kadınlarını anlatan Mürselekli Kadınlar, Şiirin Sili, Boyundan Utan Darağacı gibi eserleri olan şair

 

Başlangıçta Abdülhak Hamid (Tarhan) ve Tevfik Fikret’in etkisinde kalarak aruz ölçüsüyle akımının çizgisinde ürünler veren Rıza Tevfik daha sonra hece ölçüsünü benimsedi. Saz ve tekke şiiri geleneğinden yararlanarak duygulu, içtenlikli koşmalar ve nefesler yazdı; halk şiirini aydın okur çevresine tanıtmaya çalıştı. Şiirlerini (1934; yb 1949) adlı kitapta toplayan Rıza Tevfik’in öbür yapıtları arasında Felsefe Dersleri (1914-19, 2 bölüm), Mufassal Kamus-ı Felsefe (1916-20, 2 cilt), Abdülhak Hâmid ve Mülahazat-ı Felsefiyesi (1918), Tevfik Fikret (1945) ve Rıza Tevfik’in Tekke ve Halk Edebiyatı ile İlgili Makaleleri (ös 1982, yay. haz. Abdullah Uçman) sayılabilir.

Sevgili oğlum Mehmed Said’e Gözlerin

Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır
Ormanlar koynunda bir serin dere
Dikenler içinde sarı gül vardır

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
Yüce dağ başında siyah tül vardır

Orda geçti benim güzel günlerim
O demleri anıp bugün inlerim
Destan-ı ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bir bülbül vardır

Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
Öyle akarsular, öyle hava yok
Feryadıma karşı aks-i sada yok
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır

Hey Rıza kederin başından aşkın
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın
Sende derya gibi daima taşkın
Daima çalkanır bir gönül vardır

Ruhumda gizli bir emel mi arar
Gözlerime bakıp dalan gözlerin?
Aklıma gelmedik bilmece sorar
Beni hülyalara salan gözlerin!

Nigâhın gönlüme – ey perî – peyker! –
Leyâl-i hasretin hüznünü döker;
Karanlıklar gibi yığılır çöker
İçimde yer edip kalan gözlerin!

Huzûrunda bâzen benliğim erir,
Tavrın hulûsumdan şübhe gösterir.
Bâzen de ne olmaz ümidler verir
Sabr ü karârımı alan gözlerin!

Gamzende zâhir, ey ömrümün vârı! .
Füsûn-ı hüsnünün bütün esrârı.
Neşr eder âleme reng-i bahârı
Koyu menekşeye çalan gözlerin!

Sihirdir, şüphesiz, bütün bu şeyler;
Bakışın zihnimi perişan eyler.
Bana aşk elinden efsane söyler,
Aşka inanmayan yalan gözlerin!

 

No Responses

  1. uzman06 Ekim 17, 2019

Sen de birkaç kelam et...

4 × five =

Select Language