Thomas Babington Macaulay 48

Thomas Babington Macaulay

, (1849-61, 5 cilt; İngiltere Tarihi) adlı yapıtıyla tanınan, İngiliz Whig siyaset adamı, deneme yazarı, şair ve tarihçi (d. 25 Ekim 1800, Rothley Temple, Leicestershire – ö. 28 Aralık 1859, Campden Hill, Londra, İngil­tere).

İlk dönemi

Babası , Sierra Leone’de valilik yapmış ve köleliğin kaldırılması için çalışmıştı. Annesi ise Bristol’lı bir Quaker idi. Dokuz kardeşten en büyüğü olan Thomas, daha sekiz yaşın­dayken özet bir dünya tarihi hazırladı. Ayrıca Sir Walter Scott tarzında, romantik bir öykülü şiir olan “The Battle of Che­viot”u (Cheviot Çarpışması) yazdı. Özel bir okula devam ettikten sonra, 1818’de Cam­brıdge’de Trinity College’a girdi. 1831 ‘e değin burada görev yaptı. Yorulmak bilme­den konuşması ve zekice söyleşileriyle ken­dini kabul ettirdi. 1825’te Milton üzerine yazdığı ilk denemesinin The Edinburgh Review’da yayımlanmasıyla birdenbire ün kazandı ve becerilerini daha geniş bir çevrede sergileme olanağı buldu.

Cumhuriyet döneminin önde gelen yazarlarından, ordinaryüs profesör ünvanlı yazar, şair, sanat tarihçisi.

 

Hukuk öğrenimi görerek 1826’da baroya girdi; ama avukatlık mesleğine hiçbir zaman ciddi biçimde sarılmadı. Babasının mali durumu bozulunca devlet memurluğuna girdi ve bir yandan da yazılar yazıp ders vererek bütün ailenin geçimini sağladı. 1830’da Wiltshire’deki Calne’dan parla­mentoya girdi.

Reform Yasası’nın (1832) kabulünden ön­ceki tartışmalar sırasında, etkileyici konuş­malarıyla parlamentoda reform davasını savundu. Doğu Hindistan Kumpanyası ara­cılığıyla Hindistan’ın yönetimini teftiş eden Denetleme Kurulu’nun önce üyesi, sonra da sekreteri oldu. Gündüzleri Hindistan ile ilgili konular üzerinde çalışıyor, akşamları da Avam Kamarası toplantılarına katılıyor­du. Gene de The Edinburgh Review için, “The Armada” adlı bir balad ile sekiz edebi ve tarihsel deneme yazacak zamanı buldu.

1832 Reform Yasası’ndan sonra seçilen ilk parlamentoya, yeni oy hakkına kavuşan Leeds’in iki temsilcisinden biri olarak girdi. Kısa bir süre sonra, kölelik konusu görüşü­lürken, vicdani bir sorunla karşılaştı. Başkanlığın öngördüğü, ama köleliğin kaldırıl­masını savunan birinin onaylayamayacağı bir yasa değişikliği lehine oy kullanması gerekince istifasını verdi ve hükümet aleyhine konuşmalar yaptı. Ama Avam Kamarası köleliğin kaldırılmasından yana olanları destekleyip hükümet de ısrarından vazge­çince görevinde kaldı.

1834’te genel vali danışmanı olarak Hindis­tan’a gitti. Fiili yönetimin Doğu Hindis­tan Kumpanyası’ndan doğrudan İngiltere tahtına geçtiği sıralarda, sarayın atadığı İngiliz yönetiminde önemli rol oynadı. Ba­sın özgürlüğünü ve Avrupalılarla Hintlilerin hukuk önünde eşitliğini savundu. Batı tipi ulusal bir eğitim sisteminin temelini attı. Hindistan yargı sistemi üzerine çalışan bir komisyonun başkanı olarak, sonradan Hin­distan ceza yasasının temelini oluşturacak bir ceza yasası taslağı hazırladı. 1838’de İngıltere’ye döndü ve Edinburgh temsilcisi olarak parlamentoya girdi.

Tarih çalışmaları ve değerlendirme

1839’da Lord Melboume’un kabinesinde savaş bakanı olduysa da bakanlık 1841’de kaldırıldı. Macaulay de böylece Lays of Ancient Rome (1842; Eski Roma Türküle­ri) ve Critical and Historical Essays (1843; Eleştirel ve Tarihsel Denemeler) adlı ki­taplarını hazırlayacak zamanı buldu. 1846′ da Lord John Russell başbakan olunca, devlet saymanlığına (paymaster general) getirildiyse de 1846-47 parlamento dö­neminde yalnızca beş kez söz aldı. Bu arada seçim bölgesi Edinburgh’u ih­mal ettiğinden yeniden seçilemedi. Aslın­da genel olarak siyasete artık pek ilgi duymuyordu. Sonunda tümüyle köşesine çekilip History of England üzerinde çalış­maya koyuldu. Çok yavaş çalışıyor, gerek içerik, gerek üslup üzerinde sonu gelmeyen düzeltmeler yapıyordu. Olgulara ulaşmak için hiçbir özveriden kaçınmıyor, çoğunluk­la tarihsel olayların geçtiği yerleri teker teker dolaşıyordu. 1849’da yayımlanan ilk iki cildi görülmemiş bir başarı kazandı. Kitap hem İngiltere’de, hem de ABD’de art arda baskılar yaptı. 1852’de Whig’ler yeniden iktidara gelince, Macaulay kabinede görev almayı kabul etmedi, ama Edinburgh’dan parlamentoya seçilerek yeniden milletvekil­liğine başladı. Kısa bir süre sonra bir kalp hastalığı geçirdi ve bundan sonra siyasetin hep kıyısında kaldı. History of England’ın üçüncü ve dördüncü ciltleri 1855’te yayım­landı ve en çok okunan kitaplardan oldu. Ayrıca çeşitli dillere çevrilerek birçok Av­rupa ülkesinde yayımlandı.

1856’da, o sıralar çayırlar ve ormanlarla kaplı bir bölge olan Campden Hill’deki Holly Lodge’a taşındı. Bir yıl sonra Rothley baronu Macaulay unvanıyla soyluluğa yük­seltildi. Sağlığı artık gözle görülür biçimde kötüye gidiyordu. Lordlar Kamarası’nda hiç konuşma yapmadı. III. William’ın hüküm­darlık dönemini yazmaya yetecek kadar ömrü kaldığını kabullenmişti. Kısa süre sonra öldü ve Westminster Abbey’de topra­ğa verildi. History of England’ın kız kardeşi Hannah tarafından yayına hazırlanan beşin­ci cildi 1861’de yayımlandı.

History of England

History of England, Macaulay’e, çağdaşı ile birlikte, Whig tarzı tarih yaklaşımının öncüsü olarak İngiliz tarihçile­ri arasında önemli bir yer sağladı. Güçlü bir Protestan dindarlığı ve liberal reform gele­neği içinde yetişen Macaulay, bu değerlerin kökenini ve zaferini, parlamentonun üstün­lüğünü sarsılmaz biçimde yerleştirerek mo­narşiye yalnızca anayasal krallık biçimiyle izin veren ’nde görüyordu. İngiltere’nin 1688’den 1820’ye (III. Geor­ge’un ölümü) değin olan tarihini yazmayı tasarlamıştı, ama bitiremeden öldü. Yapıtı bu yüzden, öncesi ve sonrasıyla birlikte daha çok bu devrimin öyküsüydü. Macaulay devrimin İngiltere için anlamını ve bu devri­mi gerçekleştirenlerin, yani Whig Partisi’ sinin erdemlerini vurgulayarak belli bir İngiltere tarihi yorumuna yaygınlık kazan­dırdı. Yeğeni Sir George Otto Trevelyan ile onun oğlu George Macaulay Trevelyan’ın da başarıyla sürdürdüğü bu tarih yaklaşımı, II. Dünya Savaşı’na değin İngiliz okulların­da tarih öğretimine damgasını vurdu.

Denemeleriyle İngiltere’de bir kuşağın bakış açısını yönlendiren Macaulay, çoğu insanın geçmişle ilgili ilk bilgilerini edinme­lerini sağladı. Ayrıca İngiliz kurumlarının, korumaları altında gelişmekte olan ülkele­rin çıkarlarına en iyi biçimde hizmet edeceği inancını yaygınlaştırdı. Kısa cümlelerden oluşmuş, kendi içinde bütünlük taşıyan paragrafları yeğleyen, açık seçik, coşkulu ve duyarlı yazı üslubu, yarım yüzyıl boyunca gazete yazılarını ve öteki düzyazı türlerini de etkiledi.

Yaşamının son 10 yılında ünü­nün doruğunda olan Macaulay, ölümünden sonraki 50 yıl içinde saygınlığını yitirmeye
başladı. Gizleme gereği duymadığı parti­zanca tutumları, İngiliz burjuva kültürü ile ilerleme ölçütlerinin azgelişmiş ülkeler için vazgeçilmez ilkeler olduğu yolundaki kibirli varsayımı, zevk ve değer yargılarındaki maddeciliği sonradan , ve ’in ağır eleştirilerine hedef oldu. Ayrıca, daha sağ­ken tarihsel araştırma alanında Almanya’da başlayan, ama kendisinin hiç üzerinde dur­!Iladığı yepyeni bir yaklaşım kısa süre içinde İngiliz tarih yazıcılığını etkisi altına aldı. Macaulay’in bilgisi ne kadar geniş olsa da, yaklaşımı eleştirel olmaktan büyük ölçüde uzaktı; çoğu zaman coşkusu onu alıp götü­rüyordu. Hem kendini bir hatip olarak yetiştirmişti, hem de bundan zevk alıyordu.

Yazdıkları da tarafsız bir anlatım geliştir­mekten çok, bir konunun yalnızca olumlu yönlerini göstermeye yönelikti. Macaulay’in bütün bu önemli eksikliklerine karşın His­tory of England, yazarının bilgisinin genişli­ği, canlı ve kesintisiz anlatma gücü, belli bir tasarıma uygun olarak konuları kolayca düzene sokabilme becerisi ile göz ardı edilemeyecek bir yapıttır.

 

Sen de birkaç kelam et...

Select Language