Zahirilik

, ya da olarak da bilinir, İslamın kurallarını Kuran ve sünnetin zahiri (dışsal, sözel) anlamından çıkarmayı temel alan mezhep. olarak da bilinen tarafından 9. yüzyılda Irak’ta kurulmuş, tarafından geliştirilip yaygınlaştırılmıştır.

Zahiriliğe göre sünnet de Kuran gibi Tanrı’nın vahyidir. Bir âyetin önceki bir âyetin getirdiği kuralı geçersiz kılabilmesi gibi bir hadis de bir âyetin getirdiği kuralı geçersiz kılabilir. İcma (görüş birliği), kendi başına bir kaynak olamaz, ancak Kuran ve sünnette yer alan bir kanıta dayanıyorsa geçerlilik taşır. Diğer bilginlerce fıkhın kaynakları arasında sayılan kıyas, istihsan, mesalih-i mürsele gibi içtihat yöntemlerinin geçerliliği yoktur. Nassların (kesin hüküm) zahiri anlamları bırakılarak kıyasa gidilemez. Buna karşılık nasslarda doğrudan bir kuralın bulunmaması durumunda “delil” adı verilen çıkarım yöntemine başvurulmalıdır. Ama delil kıyas değil, nassın açık anlamından yapılan çıkarımdır.

Kelam alanında da nassların zahiri anlamlarına bağlılık Zahiriliğin başlıca yaklaşımıdır. Ama Kuran ve hadislerde geçen “Allah’ın eli, yüzü” gibi deyimler mecaz olarak kabul edilir. Buna göre, mecaz olduğu bilinen sözcüklerin mecazi anlamının seçilmesi gerekir. Zahiri kelamında Tanrı’nın birliğinin üç yönü vardır. Tapılacak varlık (mabud) olarak birliği, yaratıcı (halik) olarak birliği ve özünün birliği. Tanrı’nın özünün birliği, onun nitelikleri (sıfat) olduğunu öne sürmeyi olanaksız kılar. Çünkü nasslarda “nitelik” terimi geçmez. Dolayısıyla nitelik olarak sayılan şeyler Tanrı’nın adlarıdır.

Zahiriliğe göre bir halifenin varlığı Müslümanlar için zorunludur. Bu görevin yerine getirilmemesi durumunda tümü günahkâr olur. Halife olacak kişi Kureyş kabilesinden olmalıdır. Büyük günah işleyenler kâfir sayılamaz. Bunlar kesin biçimde tövbe ederlerse günahları bağışlanır. Tövbe etmeden ölmeleri durumunda, sevapları ağır gelirse günahları düşer, sevapları ile günahları eşit olurlarsa Araf’ta kalırlar, günahları ağır gelirse, günahlarının fazlalığı ölçüsünde ceza görürler.

Zahirilik, Doğu İslam dünyasında 10. yüzyılda dördüncü büyük mezhep durumuna gelmişti. Ama daha sonra gitgide etkisi azaldı. Buna karşılık İbn Hazm’la birlikte Endülüs’te güç kazandı ve gene onun yapıtları aracılığıyla etkinliğini günümüze değin sürdürmeyi başardı.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language