Zaman algısı

, . olarak tanımlanabilir. Bu nedenle, zamana ilişkin fenomenlerin, olaylardaki değişikliklerin çok genel yönleri olduğu söylenebilir. Zaman algısı da, duyu uyaranlarının zamanla orantılı olarak özellikle zaman içinde kapladıkları yer ve aralarındaki sürenin değişmesinin yorumlanmasıdır. 19. yüzyılın ortalarından bu yana, zaman algısı üzerine deneysel araştırmalar yapılmaktadır; bu araştırmalar özellikle insanın belirli bir zaman dilimini duyumsamasındaki değişikliklerin nedeni ve mekanizması üzerinde yoğunlaşmıştır.

Zaman algısında sıra ve süre olmak üzere başlıca iki kavram önem taşır. İki olayın oldukça kararlı bir sırayla birbirini izlediği duygusu koşullanma mekanizmasıyla yaratılabilir. Pavlov ünlü deneylerinde köpeklerin koşullanarak uyaranların sırasını ve bu uyaranlar arasındaki süreyi öğrenebildiğini göstermiştir. Belirli bir olay ya da uyaranın süresi iki farklı biçimde algılanabilir. Bunlardan biri iki olay arasındaki sürenin, öbürü ise belirli bir başlangıç ve bitişi olabilen tek bir olayın süresinin algılanmasıdır.

Zaman algısı her zaman yaşanan zamanı kapsar; kişi geçmişe dönüp ya da geleceğe uzanıp yaşanmış ya da yaşanacak olayların zamanını algılayamaz. Zamanın ölçülebilirliği açısından yaşanan zamanda süre olmadığı söylenebilir. Bununla birlikte, yaşanan ve algılanmakta olan zamanın çok kısa da olsa kesin bir süresi vardır. Kişi belleğine başvurmak zorunda kalmadan yaşadığı olaydaki değişiklik durumunu aynı algı sürecine sığdırabilir. Yaşanan olayların niteliği ve düzenine bağlı olarak bu sürenin uzunluğu değişir.

Belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla, bir dizi olay şimdiki zaman olarak algılanan bu sürenin içinde yaşanır. Bu durumda olayların bir bütünün belirli bir sırayla birbiri ardından gelen parçaları olduğu algılanır. Bunun için, olayların birbirinden ayırt edilemeyecek kadar çabuk ortaya çıkmaması, öte yandan, süreklilik duygusunun kaybolmayacağı kadar da hızlı gelişmesi gerekir. Çok hızlı gelişen değişiklikleri ayırt etmekte göz kulak kadar duyarlı değildir.

Magnetik alana sahip gezegenlerin atmosferinde, iyonosfer ile gezegenlerarası uzay arasında yer alan bölge

 

Tek bir zaman süresi olarak algılanan zaman miktarının alt ve üst sınırları da vardır. Bu sınırlar içinde, süre algısı uyaranın yapısı ve kullanılan duyunun türüne göre de değişir. Sürenin alt sınırının algılanmasında, başka bir deyişle olay ya da uyaranın anlık olmayıp belirli bir süresi olduğunun anlaşılmasında kulak öbür duyulardan daha duyarlıdır. Görme ve işitme duyuları için, iki saniyenin üzerindeki uyaranların süresi doğrudan algılanamadığı için bellek yardımıyla yorumlanabilir. Bunun için, bellekteki süre zamanı belirten herhangi bir aygıtın (örn. saat) ölçtüğü zamanla karşılaştırılabilir ya da kişi süreyi öznel bir tahminle belirleyebilir.

Sürenin tahmin edilmesinde yapılan herhangi bir iş ölçüt olarak alınabilirse de, işin özelliği ve işi yapan kişinin tavrı önemli birer. etkendir. Kesintisiz gerçekleştirilen bir işin bölüm bölüm ve aralıklarla yapılan bir işten daha kısa sürdüğü sanılabilir; buna karşılık kişinin yapmaya fazla istekli ya da hazırlıklı olmadığı bir iş, gerçekte olduğundan daha uzun süreli algılanabilir. Süre tahmininde isabetliliğin yaşa göre değiştiği görülür; kuramsal olarak çocuklar tahmin yaparken ölçüt ya da standart olarak kullanabilecekleri yeterli yaşantıya sahip olmadıkları için erişkinler kadar doğru tahminde bulunamazlar.

Zaman algısının fizyolojik temelleri henüz tümüyle aydınlatılmamıştır. Vücut sıcaklığındaki değişikliklerin kişinin zaman duyusunu belirli yönlerden etkilediği görülmüştür. Deneyler sonucunda ilaçların zaman algısını büyük ölçüde değiştirdiği, sürelerin uyarıcı alındığında daha uzun, yatıştırıcı ve anestezik alındığında ise daha kısa algılandığı saptanmıştır. Duyuların çok az uyarıldığı durumlarda ise, yaşananlardaki değişiklik düzeyi son derece düşük olduğundan zaman duyusu ve algısı da baskılanır.

Sen de birkaç kelam et...

Select Language