Zaman

, , . Felsefi açıdan büyük önem taşıdığı gibi matematiğin ve fiziğin de inceleme alanına girer. Aziz 5. yüzyılda zamanın düşünce ve eylemlerin düzenlenişi açısından en alışılmış, ama tanımlanması en Zor kavram olduğunu vurgulamış, yalın bir biçimde tanımlanamayan bu kavram birbirinden çok farklı biçimlerde ele alınmıştır. Örneğin bazı Eski Yunan filozofları zamanı gökcisimlerinin hareketiyle açıklamaya çalışmış, Platon zamanın ruhun yaratılışından önce yaratıldığını, Aristoteles de hareketin ölçüsü olduğunu kabul etmiştir. Soruna eğilen filozofların genel olarak iki konuya ağırlık verdiği söylenebilir. Bunlardan birincisi zaman ile fiziksel dünya arasındaki ilişki, öbürü ise zaman ile bilinç arasındaki ilişkidir.

Felsefe tarihinde kökleri çok eskilere dayanan bir görüşe göre zaman bir yanılsamadır. Geçmiş ve gelecek gibi kavramlar sözcüklerle sınırlı olduğundan gerçek olaylara yüklenemez. Eski Yunan’da bu yaklaşımı benimseyen Parmenides (İÖ 6-5. yy) ve Elealı Zenon’a (İÖ y. 5. yy) göre değişim mantıksal olarak kavranamaz. Gerçeği göstermesi bakımından mantık deneyden daha güvenilirdir; buna bağlı olarak da gerçek, görünüşlere karşın hareketsiz ve bölünmezdir. Herakleitos gibi başka bazı filozoflar ise bu görüşün tümüyle karşısında yer alarak zaman akışının gerçeğin özünü oluşturduğunu savunmuştur. Bu filozoflar zaman akışı içindeki yaşamın anlardan oluştuğunu ve insanın kendi yaşamına ilişkin kararları bu anlar içinde aldığını kabul eder.

Çağdaş düşünürlerden zamanı bir akış olarak yorumlamış ve bunu önemli bir metafizik olgu olarak görmüştür. Bu akışın ancak ussal olmayan bir sezgiyle kavranabileceği konusunda ona katılan Bergson ise daha da ileri giderek bilimsel bir zaman kavramının gerçekliğin yanlış yorumlanmasına neden olacağını savunmuştur. Yeni-Platoncu Augustinus için birincil önem taşıyan zamanı tanımlama sorununun, ’ın öncülügünü yaptığı çağdaş dil felsefesi akımı içinde sorun olmaktan çıktığı görülür. Bu yaklaşıma göre zaman sözcüğünün anlaşılabilmesi “daha önce”, “daha sonra”, “şimdi”, “saniye”, “saat” gibi bağlantılı sözcükleri kullanabilme yeteneğinin gelişmiş olmasını gerektirir ve zaman sözcüğü için tek bir tanım getirilememesi de bir sorun oluşturmaz.

gibi zamanın mutlak nitelikte olduğunu savunanlar, zaman ile fiziksel dünya arasındaki ilişkiyi bir benzetmeyle açıklar. Buna göre zaman, içinde evrenin var olduğu ve bütün değişimlerin yer aldığı bir kap gibidir. Zamanın varlığı ve nitelikleri fiziksel dünyadan bağımsızdır. Evren var olmasa da var olacağı kabul edilen zamanın sonu ve başlangıcı yoktur; çizgisel ve sürekli bir niteliği vardır. Bu nitelikleri ise bilimsel araştırmalar sonucunda değil, felsefi olarak belirlenmiştir. Newton’ın zaman ve uzayın metafizik biçimler olduğu görüşünden etkilenen Kant’a göre zaman bir kavram değil, görünün (Anschaung) a priori biçimidir. Olgular ancak bu a priori biçim içinde gerçeklik kazanırlar. Bir başka deyişle görünün 4 priori biçimi anlamında zaman, olguların olanaklılığının koşuludur. Tam tersi bir yaklaşımı benimseyen Hegel’e göre ise zaman var olan bir kavramdır ve gerçegin ortaya çıkış olanağını dile getirir. Kant’ ın ve Hegel’in bu görüşleri zaman ile bilinç arasındaki ilişki açısından da büyük önem taşır.

Dünyanın En Yüksek Şelalesi olan Ribbon Çavlanı hangi ülkededir?

 

Zamanın mutlak değil, ilişkisel olduğunu savunanlara göre zaman değişime indirgenebilir ve fiziksel evrendeki değişimin ötesinde bir anlam taşımaz. Zamana ilişkin bütün varsayımlar, fiziksel evrene ilişkin varsayımlar biçiminde dile getirilebilir ve örneğin, “Zamanın başlangıcı var mıdır?” sorusu, “Evrenin geçmişinde bir ilk olay var mıydı?” sorusuna dönüşür. Bu görüşe göre zamanın nitelikleri felsefi olarak değil, bilimsel yöntemlerle araştırılmalıdır. Fizik, zamanın belli bir yapısı olduğunu ortaya çıkarabilir; örneğin, ayrık parçalardan (kronon) oluştuğunu ya da çevrimsel olduğunu gösterebilir.

20. yüzyılda zamanın uzaydan ayrı olarak ele alınamayacağı anlaşılmış, Einstein’ın ortaya koyduğu uzay-zaman süremi günümüz felsefesinde ağırlık kazanmıştır. Uzay-zamanın zaman yönü ile uzay yönü birbirlerine göre önemli farklılıklar içerir, ama bu ikisi birbirine bağımlıdır; örneğin bir zaman aralığının bir saat tarafından belirlenen ölçüsü, saatin hareket içinde aldığı yola ve hareketinin hızına bağlıdır. Günümüzde bazı düşünürler Einstein’ın kuramlarının zamanın mutlak olduğu görüşünü, bazıları ise ilişkisel olduğu görüşünü doğruladığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla iki yaklaşım arasındaki temel anlaşmazlığın ortadan kalktığı söylenemez.

Zaman ile bilinç arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde en önemli sorun, zamanın (ya da onun bazı özelliklerinin) ne ölçüde bilinçli yaratıkların varlığına bağlı olduğudur. Bilincin yokluğunda bile olguların, “önce” ve “sonra” sözcükleriyle betimlenebilecek bir sırayla ortaya çıktığı görüşü sağduyuya uygun gelebilir, ama bunun doğru olup olmadığı kesin değildir. Zaman içinde yer alan olgular, normal olarak, geçmiş, şimdiki zaman, gelecek kavramlarıyla ilişkili olarak düşünülür. Bazı filozoflara göre bu kavramlar bir zihnin varlığına bağlıdır. Bir olgunun şimdi (geçmişte, gelecekte) olmasından söz etmek, olayın kişinin bilincinin şu andaki (önceki, sonraki) durumuyla ya da bu sözün söylendiği an ile eşzamanlı olduğunu belirtmek anlamına gelir. Bu yüzden bilinçli varlıkların yokluğunda geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek de yoktur. Geçmişin, şimdiki zamanın ve geleceğin, insan zihninin öznel yansıtmalarından öteye geçmediğini savunanlar, dayanaklarını fizik biliminde aramış, bu kavramların fizik kuramlarını etkilemediğini düşünmüştür (ama atomaltı parçacıklar üzerindeki yeni araştırmalar, zamanın fiziksel süreçlerde bakışımlı her iki yönde de özdeşl olduğu görüşünü zayıflatmaktadır). Bu kavramlar onların öne sürdüğü gibi bir zihnin varlığına bağımlı ise, gelecekteki bir olgunun şimdiki, ardından da geçmişteki bir olgu durumuna geldiği “oluşum” süreci de Zihnin varlığına bağımlı olmalıdır. Oysa başka filozoflara göre oluşum süreci yoksa, gerçek bir zamanın varlığından da söz edilemez. Zamanın algıdan bağımsız olduğunu savunan bu filozoflar, geçmişin, şimdiki zamanın ve geleceğin dünyanın nesnel özellikleri olduğu ve oluşum sürecinin bilinçli varlıkların yokluğunda da ortaya çıkacağı görüşündedir.

Zamanın ölçülmesi için herhangi bir olay anını belirlemeye yeterli bir referans sisteminin varlığı gerekir. Bir başka deyişle, belirli bir başlangıç anı saptanmış ve zaman aralıklarının (süre) ölçülmesi için bir standart belirlenmiş olmalıdır. Astronomide ve toplumsal olaylarda hem başlangıç anı, hem de geçen süreler önem taşır; fizikte ise hemen hemen yalnız zaman aralıkları önemlidir. Temel zaman aralığı birimi saniyedir.

Zaman için bir referans ölçeği, zaman içinde değişim gösteren herhangi bir olguya dayandırılabilir. Yer’in dönmesi ya da bir sarkacın salınımı bu tür olgulara örnektir. Genel yararlılık açısından, yeryüzünün her yerinde aynı (ya da birbirine çok yakın) sayısal zaman değerinin belirlenebilmesi gereklidir. Yer’in dönmesi bu koşulu yerine getirir, ama sarkaç salınımlarından bu amaçla yararlanılamaz.

No Responses

  1. Hüseyin Aktan 23 Ekim 2019

Sen de birkaç kelam et...

Select Language