Zehir

, biyokimyada, ağızdan, solunum ya da deri yoluyla, vücuda giren, dokularda örselenmeye, hatta canlının ölümüne yol açabilen madde. Maddenin zehirlilik derecesinin zararlı etki yaratan ya da ölüme yol açan dozuyla ters orantılı olduğu söylenebilirse de, zehiri vücuduna alan canlının yapısal ve fizyolojik özellikleriyle çevre koşulları da bu açıdan önem taşıdığından, kesin bir kuraldan söz edilemez.

Zehirlerin çoğu özgün bir doku türünü değil, karşılaştıkları dokuların tümünü etkiler. Örneğin, fenol gibi aşındırıcı maddeler ya da sodyum hidroksit gibi bazlar doğrudan hücre ölümüne neden olur. Deride yanma ve aşınmaya, gözlerde ülserlere yol açar. Küçük damlacıklar halinde solunum yoluna girerse bronşlar ve akciğerlerin içini döşeyen zarı zedeler. Bu maddeler kazayla yutulursa ağız, yemek borusu, mide ve bağırsak mukozasında ölüme yol açabilecek hasara neden olur. Bazı zehirlerin ise özgün biyokimyasal etkileri vardır. Örneğin, arsenik hücrenin metabolizması için gerekli enzimleriyle etkileşime girer, striknin beyin ve omurilikteki sinir dokusunu örseler; önceleri kimyasal silah, günümüzde de tarımda böcek öldürücü olarak kullanılan organik fosfor bileşikleri ise çevrel sinirlerin işlevini bozar. Zehirin etkilediği dokudaki örselenme düzeyi ne kadar fazlaysa canlının iyileşme olasılığı o kadar düşer.

Zehirler her zaman hiç ya da hep ilkesine göre etki göstermez. Zehirlenme farklı düzeylerde olabileceği gibi, bazı zehirler öbürlerinden daha toksiktir. Örneğin 0,25 gramlık bir dozu öldürücü olan potasyum siyanürün son derece toksik olduğu söylenebilir. Öte yandan, yiyeceklerin vazgeçilmez bir parçası olan sofra tuzunun zehirli olduğu düşünülmez, oysa çok yüksek dozda alındığında ölüme yol açabildiğinden tuz da toksik etkisi çok düşük bir zehir olarak değerlendirilebilir.

Pnömoni olarak da bilinen, mikroorganizma bulaşması sonucu oluşan hastalık.

 

Zehirlenme akut ya da kronik olabilir. Örneğin, tek doz fosfor, koroziv süblime (cıva klorür) ya da arsenik alınmasından kısa süre sonra ortaya çıkan belirtiler akut zehirlenmedir. Bunun tersine, haftalar, hatta aylar boyu düşük dozda arsenik içeren bir şurup içen kişide sindirim bozukluğu, deri döküntüsü ve kol-bacak sinirlerinde işlev bozukluğundan başka belirti görülmeyebilir. Bunun gibi, dökülmüş kurşunlu boyaları ağzına alıp çiğneyen çocukta ya da eskimiş pillerdeki kurşunu çıkaran işçide önceleri hiçbir bozukluk görülmez. Haftalar ya da aylar sonra vücuda giren kurşun miktarı atılan miktardan fazla olduğu için vücutlarında kronik kurşun zehirlenmesine yol açacak miktarda metal birikmiş olacaktır. Normal olarak insan, yaşamı boyunca, vücuduna düşük miktarlarda flüor, iyot ya da çinko aldığı halde bu nedenle herhangi bir rahatsızlık çekmez. Hatta, bu maddeler sağlık için gereklidir. Buna karşılık, belli bir kritik düzeyin üstüne çıkıldığında zararlı etkiler görülmeye başlar. Bu nedenle belirli bir maddeyi koşulları göz önünde bulundurmadan, tek başına zehir olarak nitelendirmek doğru değildir. Bununla birlikte kronik zehirlenme etken maddenin vücutta birikmesine gerek kalmadan da ortaya çıkabilir. Örneğin, fenasetin adlı ağrı kesici madde, her gün yüksek dozda alındığında bile tümüyle metabolize olup vücuttan atılır. Öte yandan, aylar ya da yıllar boyu hekime danışmadan fenasetin almayı sürdüren kişide böbrekler ağır ve düzelmeyecek biçimde zedelenir.

Kronik zehirliliğin bir türü de kimyasal kanserojen etkidir. Uzun süre bazı yağlar, benzidin, betanaftilamin, asbest ve sigara dumanına maruz kalan kişilerde, kimi zaman yıllar sonra kanser ortaya çıkabilir. Bu mekanizmanın doz-yanıt ilişkisi henüz çözülememiştir. Bununla birlikte maddeye uzun süre kısa aralıklarla maruz kalmanın belirleyici olduğu düşünülmektedir.

ve hayvanlar.

Yenildiği ya da dokunulduğu zaman insan ya da hayvanda zararlı etkilere, kimi zaman ölüme yol açan bitkilerin zehirli olduğu söylenir. Bitki türlerinin pek çoğu zararsızdır; bazıları olağan koşullarda, bazıları ise özel koşullarda zehirli etki gösterir. Zehirli maddeler genellikle bitkinin belirli bir bölgesinde sınırlıdır. Örneğin, haşhaş bitkisinin (Papauer somniferum) sütsü sıvısından elde edilen afyon ve türevleri, yiyecek olarak kullanılan haşhaş tohumlarında bulunmaz. Su baldıranında (Cicuta maculata) bitkinin kökü ve meyvesi, karamukta (Agrostemma) tohumlar zehirlidir. Raventin yaprakları çok zehirli, buna kaışılık yaprak sapları zehirsizdir. Bazı bitkiler yeşil ve tazeyken yendiğinde zararsız, kuruduktan sonra zehirlidir; bazıları ise çiğken zehirlidir, piştikten sonra Zararsız olur.

Zehirli bitkiler fizyolojik etkilerine göre beş gruba ayrılabilir: 1) Prunus türleri, hintyağı bitkisinin (Ricinus) tohumu ve Abrus gibi kanı etkileyenler, 2) zehirli mantarlar, tatula (Dafura) ve banotu (Hyoscyamus) gibi sinir dokusunu etkileyenler, 3) çavdarmahmuzu, yüksükotu ve kürar gibi sinir-kas iletisini bozanlar, 4) ak çöpleme (Veratrum) gibi kas dokusunu etkileyenler, 5) ısırgan, karakavza (Pastinaca), hardal (Brassica) ve saatçiçeği (Euphorbia marginata) gibi deriyi örseleyip dermatite neden olanlar.

Hayvanlarda zehir diken, diş ya da başka delici organların yakınında yer alan özelleşmiş salgı bezlerinde, bazılarında da deride yapılır. Zehir organı hayvanın avını öldürmesine ya da hareketsiz bırakmasına yarayabileceği gibi tümüyle korunmaya yönelik de olabilir. Yılan, çıyan ve denizde yaşayan bazı omurgasızlarda zehir, sindirim sıvısı olarak da işlev görür.

Hayvan zehirlerinin bir bölümü ağıza alındığında ya da sağlam deri ve mukozalara değdiğinde etki gösterir; pek çoğu ise derinin içine ya da daha derindeki dokulara vardığında zararlı olur. Zehirin vücuda girdiği bölgede kabarcıklar, içi sıvı dolu kesecikler ve iltihaplanma görülür; bunu doku ölümü (nekroz) kas spazmları ve duyu bozuklukları izler. Vücudun öbür bölümlerinde kanamalar, kas hücrelerinde yıkılma ve pıhtılaşma bozuklukları görülebilir. Zehirin sinir sistemini örselemesi sonucunda aşırı heyecanlanma, çırpınma nöbetleri (konvülsiyon), kusma, ishal ya da tetani ortaya çıkar; duyularda körelme, felçler, solunum ve kalp atımında zayıflama ya da ani durma da görülür.

Başlıca hayvan filumlarının tümünde zehirli türler olmasına karşın bunların görece azı insan için zararlıdır. Bunların arasında kobra, mercan yılanı ve çıngıraklı yılan gibi yılanlar, bazı akrep ve ve örümcekler (örn. karadul), bazı arı ve karınca türleri ve bazı denizanaları sayılabilir. Bazı deniz yılanları (Hydrophidae), iskorpit (Synanceja) ve denizkülahı, zehirli olmalarına karşılık insanla temasları fazla olmadığından çok ender olarak zararlı etki gösterir. İnsanda hemen hiçbir zaman ölüme yol açmayan zehirli hayvanlardan bazıları da deniz şakayığı, mercanlar, denizanalarının çoğu, denizkestanesi, çıyan, örümcek ve akrep türlerinin çoğu, keneler, böcekler, zehirli dikenleri olan balıklar (örn. vatoz, trakonya) ve bazı zehirli yılanlardır.

No Responses

  1. uzman06 Ekim 15, 2019

Sen de birkaç kelam et...

ten − 9 =

Select Language