Zeydiye

, olarak da bilinir, ’in 8. yüzyılda kurduğu mezhep. Şii mezheplerden sayılmakla birlikte, fıkıh alanındaki görüşleriyle Hanefiliğe, kelam alanındaki görüşleriyle de ve İmamiyeye yakındır. Bu nedenle İmamiye () Şiiliği ile Sünni mezhepler arasında yer alır.

Zeydiye, ’den sonra ’in değil ’nin imam seçilmesi gerektiğini savunmakla birlikte, Hz. Ebubekir’in halifeliğini meşru sayar. Mutezile gibi Zeydiye de büyük günah işleyen kişinin ne mümin ne de kâfir olduğunu, ikisi arasında bir yerde (el-menzile beyne’l-menzileteyn) bulunduğunu kabul eder, ama Cehennem’ de sonsuza değin kalacağı görüşünü reddeder. Zeydiyeye göre iman ile amel birbirinin zorunlu parçası olmakla birlikte, amelsiz kişi Müslüman olabilir. Sonsuz ceza ise ancak kâfirler içindir. İnsan Tanrı’ya itaat ya da isyan etmekte özgür olacak biçimde yaratılmıştır. Tanrı’ya isyan, onun iradesine karşın değil, onun iradesi sayesinde olanaklıdır. İyilikleri buyurmak, kötülükten sakındırmak (emri bi’l-marif nehyi ani’l-münker) Zeydiyenin zorunlu saydığı bir görevdir, kişi sonuçlarına bakmadan bu görevi yerine getirmekle yükümlüdür.

Zeydiye fıkhında da temel kaynaklar, Kuran ve sünnettir. Sünnette (Hz. Muhammed’in ev halkı) yolundan gelen hadislere öncelik tanınmakla birlikte öbür kaynaklar görmezden gelinmez, gerektiğinde onlardan da yararlanılır. Hz. Ali’nin bazı sözleri de sünnet içerisinde değerlendirilir. Kuran ve sünnette açık bir kural bulunmaması durumunda icmaya , kıyasa ve kıyas içinde kabul edilen istihsan ve mesalih-i mürsele gibi içtihat yöntemlerine başvurulur. Bu yöntemlerle de bir sonuç alınamazsa aklın yargısı temel alınır. Aklın kararına uymak da dinsel bir zorunluluktur. Bu nedenle içtihat kapısı hep açıktır. Diğer mezheplerce ortaya konan hükümlerden yararlanmak da bir tür içtihattır.

Sen de birkaç kelam et...

ten − 2 =

Select Language