Derin Bilgili Ansiklopedi

Zhuangzi

0

Zhuangzi, Taoculuğun ilk ve en önemli yorumcularından birisi olan filozof (ü. İÖ 4. yy, Çin).

Zhuangzi’yi ilk ve birçok uzmana göre en iyi tanıtmış yazar olan Guo Xiang (6. 1S 312), onun Taocu felsefenin başlıca sözcüsü olarak kabul edilmesini sağladı. Başta Chan (Zen) okulu olmak üzere Budacı düşünürlerin Zhuangzi’nın çalışmalarından büyük ölçüde yararlanması da onun temel kaynak olarak taşıdığı önemi gösteriyordu. Ama bütün önemine karşın, Zhuangzi’nın yaşamına ilişkin ayrıntılar günümüze ulaşmadı. Han hanedanının “Büyük Tarihçi”si Sima Oian’in (6. 1O y. 85) verdiği sınırlı bilgilere göre Meng Devleti’nin sınırları içinde doğmuştu. İlk adı Zhou’ydu. Meng’a bağlı Oiyuan’de küçük bir memur olarak çalışmıştı. Chu prensi Wei’in (6. lÖ 327) döneminde yaşamıştı, dolayısıyla da Çin’in İkinci Bilge’si diye tanınan Konfüçyüsçü bilgin Mengzi’nın çağdaşıydı. Gene Sima Oian’e göre öğretileri daha çok Laozi’nın deyişlerine dayanıyordu, ama perspektifi çok daha genişti. Edebi ve felsefi yeteneklerini, Konfüçyüsçülere ve Moistlere (evren sel sevgiyi savunan Mozu yanlıları) karşı kullanmış, Konfüçyüsçülüğe saldırı niteliğindeki “Yaşlı Balıkçı”, “Soyguncu Ji” ve “Sandıklar Açılıyor”un yanı sıra Wei lei xu ve Geng san zi adlı düşsel öyküler de yazmıştı.

Zhuangzi’nın asıl ünü, kendi adıyla ya da Nanhua chen jing (Nanhua’nın Sat Klasiği) diye anılan yapıtına dayanır. Otuz üç bölümden oluşan kitabın İS 4. yüzyılda yaklaşık 20 bölüm daha içerdiğini gösteren kanıtlar vardır. O zamandan beri birçok farklı düzenlemesi ortaya çıkmış, metnin çeşitli biçimlerde okunması özgün içeriğini belirsizleştirmiştir. Genel kanıya göre ilk yedi bölüm, yani “iç kitaplar” büyük ölçüde özgündür. Ama yer yer Zhuangzi’nın üslubunu yansıtan parçalar içermesine karşın, “dış kitaplar” (8-22. bölümler) ve “çeşitli konular” (23-33. bölümler) büyük ölçüde sonradan yazılmıştır. Kitabın son bölümlerinde yer alan anekdotlarda Zhuangzi’nın kişiliğine ilişkin canlı betimlemelere rastlanırsa da bunların başka kaynaklardan geldiği kabul edilir.

Taouculuğun temel kaynağı olarak gösterilen, Nanhua’nın Sat Klasiği ile ünlü Filozof

 

Zhuangzi kişisel rahatını ya da toplumsal saygınlığını umursamayan, nasıl davranacağı kestirilemeyen eksantrik bir bilge olarak anlatılır. Giysileri eski püskü ve yamalıdır, iyice eskimiş olan pabuçları, dağılmaması için iple ayaklarına bağlanmıştır. Ama o, kendisini sefil değil, yalnızca yoksul olarak görür. Arkadaşı Hui Shi, karısının ölümü üzerine Zhuangzi’yı teselliye geldiğinde, onu bir leğene sopayla vurup tempo tutarak şarkı söylerken bulur. İnsanın onca yıl kendisiyle yaşamını paylaşan, ona çocuklar veren birinin arkasından böyle davranmasının hiç hoş olmadığını söyleyerek Zhuangzi’yı azarlayınca, şu yanıtı alır;

“Nasıl dokunmaz ölümü bana? Ama düşündükçe görüyorum ki, başlangıçta onun yaşamı yoktu; yalnızca yaşamı değil, biçimi de, yalnızca biçimi değil gösi de (töz, dirimsel güç) yoktu. Varlık ile hiçlik arasındaki belirsizlik durumunda bir dönüşüm gerçekleşti ve Qi ortaya çıktı. Qi biçime, biçim yaşama dönüştü; şimdi de doğum ölüme dönüşüyor. Bu, tıpkı dört mevsimin ilkbahar, yaz, sohbahar, kış diye birbirini izlemesine benzer. Karım şimdi büyük evde (evrende) yatıyor. Benim ağlayıp sızlamam yazgıyı bilmediğimi göstermek olur. İşte o yüzden bunu yapmıyorum.”

Zhuangzi ölüm döşeğindeyken, öğrencileri onun için görkemli bir cenaze töreni düzenlemekten söz etmeye koyulur. Zhuangzi ise sözlerini keserek cenaze töreninin gösteriş öğelerine gereksinim duymadığını, doğanın içinin ve dışının tabutu, güneşle ayın yeşim taşından yüzükleri, yıldızlar ve gezegenlerin de takıları olacağını söyler. Bütün yaratıklar ona armağan sunup eşlik edecek, başka şeye gerek olmayacaktır. Şaşıran öğrencileri, kargalarla şahinlerin cesedini yemesinden korktuklarını söyleyince Zhuangzi şöyle yanıtlar:

“Toprağın üstünde kargalarla çaylaklar yiyecek beni, toprağın altında ise solucanlarla karıncalar. Nasıl bir önyargınız var ki birinin yiyeceğini alıp öbürüne vermek istiyorsunuz?”

Zhuanezi’nin eksantrikliği, doğrudan doğruya aydınlanmaya eşlik eden yazgıcılığından kaynaklanır. Onun için aydınlanma, yaşamdaki her şeyin Bir, yani Tao olduğunu kavramaktır.

Zhuangzi’ya göre, Tao hakkında bilinebilecek ya da söylenebilecek olanlar TAO değildir. Tao’nun başı, sonu, sınırı ve kapsamı yoktur. Yaşam Tao’nun sonsuz dönüşümüne bağlıdır, iyisi kötüsü yoktur ve iyilik ya da kötülük içeremez. Her şey akışına bırakılmalı, insan bir durumu öbürüne üstün görmemelidir. Gerçekten erdemlilik koşullar, kişisel bağlar, gelenekler ve çevresini değiştirme gereksinimi gibi zincirlerden kurtulmuş olmaktır. Zhuangzi’nın, Chu Devleti’nde önerilen başbakanlık görevini reddetmesinin nedeni de böyle bir görevin getireceği bağları istememesidir.

Yaklaşımındaki ödünsüz görelilik, Zhuangzi’nın şu ünlü bölümünde dile getirilmiştir;

“Bir keresinde ben, Zhuang Zhou, düşümde bir kelebek olduğumu ve bir kelebek olarak mutlu olduğumu gördüm. Durumumdan hoşnut olduğumun bilincindeydim, ama Zhou olduğumun farkında değildim. Sonra birden uyandım ve baktım ki Zhou’yum. Zhou mu düşünde kelebek olduğunu gördü, yoksa kelebek mi düşünde Zhou oldu bilemiyorum. Zhou ile kelebek arasında mutlaka bir fark olmalı. İşte buna, şeylerin dönüşümü denir.”

Zhuangzi’da her türlü yaşantının göreliliği ile her şeyin birliği arasında sürekli bir gerilim vardır. Tao’nun nerede olduğu sorulunca, Zhuangzi, “her yerde” der. Daha açık konuşması istenince de karıncalarda, onların da altında otlarda ve otların arasındaki kırık çömlek parçalarında, dahası idrarda ve dışkıda bulunduğunu söyler. TAO’ nun her zaman her yerde hazır olduğunun vurgulandığı bu söylemin benzerine daha sonraki Çin Budacılığında da rastlanır ve Buda’nın zaman ötesi varlığı benzer bir dille açıklanır. Zhuângzi, tüm bağlarından arınarak TAO ile bir olmuş insanın yetkin örneği kabul edilir.

Leave a comment
tr Turkish
X